8 Mart 2009

Count Dracula'nın Öyküsü

İrlandalı yazar Bram Stoker’in 1897 yılında yayımladığı Dracula, o zamandan beri gotik edebiyatın temel taşlarından biri oldu. Beyaz perdeyle tanışması, F.W. Murnau’nun 1922 tarihli sessiz ve siyah beyaz filmi Nosferatu’yladır. Yazar izin vermediğinden Dracula ismi kullanılamamış, Count Dracula yerine de Count Orlok ismi ikame edilmiştir. Bu rolü oynayan Max Schreck, gerçekten vampir olduğu söylentisiyle zaman içinde efsaneleşmiştir.

Filmin çekim öyküsü, bu efsane çerçevesinde Shadow of the Vampire (2000) adıyla filmleştirilmiştir. Murnau rolünde John Malkovich, Max Schreck rolünde Willem Dafoe izleyenlere görsel ziyafet verirler. Tim Burton da Batman Returns filminde Christopher Walken’in canlandırdığı Gotham City belediye başkanı rolüne Max Shreck adını vererek -daha sonra Ed Wood’da bol bol yapacağı üzere- korku sineması mitlerine saygı duruşunda bulunmuştur.

Dracula isminin kullanıldığı ilk film ise, Frankenstein ile aynı yılda çekilmiştir (1931). Her iki filmin de başrolü Bela Lugosi’ye önerilir, ancak o, Frankenstein canavarını oynamayı sanatsal bulmayarak reddeder ve rol bilindiği üzere yüzü canavarla özdeşleşecek Boris Karloff’a gider. Lugosi’nin canlandırdığı Dracula, ardıllarının aksine giyimi ve konuşmasıyla tam bir centilmendir, etkisini karizmasından alır.

Bu hikaye ve Bela Lugosi’nin Dracula sonrası b-filmlerle süren sinema macerası ve yalnızlık dolu yaşamı, Ed Wood filminde Martin Landau’nun Oscarlı oyunuyla ve Tim Burton’un yarattığı masalsı atmosferle (Johnny Depp ve Lisa Marie’yi de anmak gerek) anlatılacaktır. Öldüğünde siyah peleriniyle gömülecek kadar karakterle bütünleşen Bela Lugosi’den sonra Hammer şirketinin filmlerinde Christopher Lee, bir dizi filmde Dracula rolünü oynamıştır.

Frank Langella da 70′lerin sonlarında başarılı bir Dracula portresi çizer. aynı yıllarda Werner Herzog’un çektiği bir diğer Nosferatu uyarlamasında Klaus Kinski ve Isabelle Adjani biraraya gelir.

1992 yılında Francis Ford Coppola yönetiminde kalabalık bir kadro ile çekilen Bram Stoker’s Dracula ise romantik bir bakış açısı sunar. Gary Oldman, Dracula rolünde renkli gözlükleri ile Axl Rose görünümü vermektedir, karizması sağlamdır, filmin kanımca zayıf halkası Jonathan Harker rolünde yeteneksizliğini dosta düşmana gösteren Keanu Reeves’tir. Winona Ryder de Mina rolünde gençliğinin ve güzelliğinin doruğundadır. Wojciech Kilar imzalı müzikler, filmin unutulmazlığına katkıda bulunur. Love Song for a Vampire şarkısının klibinde ve yorumunda Annie Lennox, gerçek Dracula gibidir.

Birkaç yıl önce çekilen Van Helsing’de ise Richard Roxburgh’u eğlenceli bir oyunla Kont rolüne yakışmış olarak izleriz. filmden akılda kalan zaten Kont ve gelinleridir (The Brides: Josie Maran, Silvia Colloca, Elena Anaya).

Blacula (1972) isminde (Dracula zencidir) Saturn ödüllü bir b filmi de mevcuttur. Ayrıca 1953 yapımlı Drakula İstanbul’da filmini de unutmamak gerek. Köpek dişlerinin kullanıldığı ilk film olmuştur.

Gerçek yaşamında Kazıklı Voyvoda olarak tanınan ve kendi halkının ihanetine uğrayarak ölüme gitmiş bu halk kahramanının (!) artık asıl kaynağından çıkmış ve kendi mitini, “Vampir” kültürünü oluşturmuş beyazperde yansımasını izlemek, gerçek sinemaseverler için (sinefil) her zaman zevk olmuştur.


Kaynak: http://www.sinemaestro.com

2 yorum:

masalım dedi ki...

bayılırım korku filimlerine en son halkayı izlemiştim gecenin bi vakti, yanlız lambalarda kapalı kız ekrandan çıkıp üstüme gelicek sandım kalkıp lambayı bile açamamıştım :)

KADİR SEVİN dedi ki...

o zaman ben sana Rec filmini tavsiye ediyorum ;)