Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

26 Eylül 2010

Cicero Filmi için Al Capone Adayları

EXCLUSIVE – BU HABER SADECE Sinemayadair.com’da!

Altmış yılı aşkın süre önce hayata veda eden Al Capone, gangsterler ve suçlulara olan düşkünlüğümüz sebebiyle halen bizlerle yaşamına devam ediyor. Senelerce bu tarzda sayısız film çekildiği bir gerçek, ancak Warner Bros. izleyicilerin daha heybetli bir gangster modeli istediğini iddia ediyor ve 2012’de Al Capone’un hayatını “Cicero” adlı filmle sinemaya uyarlamayı planlıyor.

Capone’un fakir bir Brooklyn muhitinde dünyaya gelişinden Chicago’nun en büyük gangsteri oluşuna kadar geçen dönemin senaryosunu Walon Green kaleme alıyor. Yapımcılığını Adam Kassan ve John Lesher’in üstlendiği film, “Cicero” ismini Chicago şehir sınırlarının dışında kalan ve Capone’un operasyonlarını gerçekleştirdiği Cicero, Illinois bölgesinden alıyor. Ki Capone, 1924 yılında şehir hükümetine egemen de oldu.

James Cagney klasiği “The Public Enemy” filmi ile karşılaştırıldığında; senaryo eleştirileri, bu hikayeyi de 1930’ların başarısız klasik gangster filmi olarak tanımlıyordu. Eğer bu durum yinelenmeyecekse, filmin ilgi çekmesi de kaçınılmazdır.

Şu ana kadar herhangi bir yönetmen ismi telaffuz edilmezken, asıl mesele oyuncu seçiminin ne doğrultuda olacağıdır. “The Untouchables” performasıyla Robert De Niro fantastik bir iş çıkardı, ancak oyuncuya yeniden rol vermek işe yaramayacak gibi görünüyor.

Rol için potansiyel seçimlerden biri de Kevin Spacey olacaktır. Spacey ilk bakışta rol için biraz fit görünüyor ve işi icabı biraz kilo alacaktır. Ancak aktör, Capone’da sezilen o kesintisiz tehlike havasını başarıyla sunacaktır. Şüphe yok ki Capone tehditi için uygun eşleşmeyi başarıyla izleyiciye iletecektir. Belki mükemmel oyuncu tercihi Kevin Spacey değildir, ancak oyuncu bu işin altından kalkabilecek yeterliliğe sahip.

Farklı bir yöne bakacak olursak, Nicholas Cage joker kartı çekmek gibi… Sadece Cage’in işinde ne kadar iyi olduğunu bilmek ve onu tarihin en rezil gangsterini oynarken görmek... Cage’i bu rolle tepesi atmış veya vahşi işlerde izleme fikri epey eğlenceli hatta komik görünüyor. Fakat aktörün daha hafif sahnelerde performans göstermesi daha başarılı olacaktır. Yine Spacey’de de olduğu üzere, uygulanabilirlik söz konusu.

Vincent D’Onofrio’nun güçlü duruşu ise bu rol için kazanç olabilir, oyuncunun fiziksel görünüşü izleyiciye bu betimlemeyi daha kolay inandırmayı sağlayabilir. Dolayısıyla Capone rolü içine girmek doğal bir olay halini alır.

Belki de Al Capone rolü için Paul Giamatti’den gözleri ayırmamak gerek. Giamatti onun bir parçası gibi; Capone’un kişilik özelliklerine ve farklı görünümlerine inandırıcı bir şekilde hayat vereceği kesindir.

24 Eylül 2010

Öyleyse Anlat İstanbul!

Yalan söyleyen masallar mıydı ki her şeyi böyle güzel kılan. Yoksa yalan söyleyen masalları okuyan anlatanlar mıydı ki onları bu kadar güzel tasvir eden. Yoksa asıl yalancılar bizler miydik ki bu masallara da masalları okuyanlara da kendimizi kandırarak inanan…

Pamuk prenses uğraşmıyor artık cüceleriyle de güzel olmasının başına getirdikleriyle de… Uyuyan güzel cesaret edemiyor artık gözünü bile yummaya. Kırmızı başlıklı kız düşünmüyor artık bunak ninesine kurabiye götürmeyi. Ve külkedisinden korkuyor artık üvey annesi ve kız kardeşleri. Çünkü hepsi taşı toprağı altın olan, hayaller ülkesi olan, kocaman olan  gerçek! İstanbul’dalar ve tanıştılar…

İstanbul... Ve şimdi haykırıyor İstanbul. Artık dayanamıyor gördüklerini görmemezlikten gelmeye… Gücü yok artık duyduklarına kulak tıkamaya. Dayanmıyor yüreği olanlara ama elinden de bir şey gelmiyor… O halde hamle yapma sırası bende, bizde, İstanbul’u bu hale getirenlerde… Öyleyse Anlat İstanbul! Belki yine gelmez elimden bir şey ama sana yapılanları duymakla sızlar belki vicdanım… Anlat İstanbul gördüklerimi, duyduklarımı, her yerde her köşede her sayfada satır satır okuduklarımı. Bir de sen haykır bana… Anlat İstanbul hadi!

Hala izlendiğinde etki bırakan mükemmel bir film. Görülmeye değer...

23 Eylül 2010

Kingdom of the Spiders: 3 Boyutlu Dehşet

Screen Daily’de yayınlanan habere göre, Stealth Media Group’un arkasında durduğu, 1977 yapımı “Örümceklerin Krallığı” adlı filmin üç boyutlu olarak yeniden çekilmesi planlanıyor. Filmde örümceklerin istilasına uğramış küçük bir kasabanın öyküsü işleniyor ve 1977 yılında yönetmenlik vazifesini John Cardos, başrolü de “Dr. Robert Hansen” karakteriyle William Shatner üstleniyor. Yapımcı koltuğunda gördüğümüz Nuala Barton ve Rene Sheridan isimlerinden gelen yorumlara göre;  Stealth Media bünyesindeki Jason Piette, Sean O’Kelly ve Michael Cowan gibi profesyonellerle çalışılacak. Tüm bu planların, Kingdom of the Spiders adlı filmi kült klasik konuma taşıması bekleniyor. Özellikle 3D sinema filmi çekme modasına burada da denk gelmek; filmin sadece sanatsal beklentilerinin olmadığını, maddi getiri unsuruna da önem verildiğini göstermektedir.

22 Eylül 2010

Sonbaharda Yine Filmekimi

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıldan itibaren LG sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi, 8-14 Ekim tarihlerinde Atlas, Beyoğlu ve Cinebonus Maçka G-Mall Sinemalarında izleyicilerle buluşuyor.

Filmekimi, dokuzuncu yılında yine dünyanın belli başlı festivallerinde gösterilen ve çok ses getiren ödüllü yapıtlarla usta yönetmenlerin son filmlerini izleyicilerle buluşturacak.

Sekiz yıl boyunca Beyoğlu Emek Sineması'nda gerçekleştirilen Filmekimi, bu yıl Emek'in yokluğunda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra, Cinebonus Maçka G-mall Sineması’nın 2 ayrı salonunda olmak üzere 4 ayrı salonda izleyicilerle buluşacak. Bu yıl 31 filmden oluşan zengin programıyla 7 gün boyunca 4 ayrı salonda izleyiciyle buluşacak Filmekimi’nde akşam 21.30 seanslarında bir filmin galası yapılacak.

İlk kez düzenlendiği 2002 yılından başlayarak İstanbullu sinemaseverlerden büyük ilgi gören Filmekimi geçen yıl 43.000 kişiyle izleyici rekoru kırmıştı.

Filmekimi'nin medya sponsorluğunu CNBC-e, Radikal ve Radyo Eksen üstleniyor.

Filmekimi'nin afişlerini ve tanıtım kampanyasını ise yine Alametifarika gerçekleştirdi.

Filmekimi Biletleri Biletix'te: 


Hafta içi gündüz seansları sadece 4,00 TL!


Filmekimi’nde geçtiğimiz yıllarda büyük ilgiyle karşılanan hafta içi gündüz seanslarındaki (11.00, 13.30, 16.00) indirimli fiyat uygulaması bu yıl da devam ediyor: Filmekimi boyunca hafta içi gündüz seansları sadece 4 TL olacak.

Hafta içi 19.00 seansları ve hafta sonu tüm seanslar tam 12 TL,indirimli 8 TL olacak.

21.30 seanslarında yapılacak Filmekimi Galaları’nın bilet fiyatları ise geçen yıl olduğu gibi 15 TL.
Filmekimi biletleri, 2 Ekim Cumartesi gününden itibaren Biletix satış noktaları, www.biletix.com ve Biletix çağrı merkezi (0216) 556 98 00 ile Atlas Sineması gişesinden satışa sunulacak.

Filmekimi boyunca filmleri en büyük indirimlerle ve öncelikli olarak izleme şansı Lale Kart sahiplerinin olacak. Lale Kart sahipleri biletlerini % 25’e varan indirimlerle alacaklar. Lale Kart sahipleri için ön satış günleri 29-30 Eylül ve 1 Ekim.


Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00,13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30 

Gösterimler için TIKLAYIN.

21 Eylül 2010

David Fincher’ın Yeni Yapımları Kapıda

David Fincher, yakın zamanda kendi ismiyle film yapan ünlüler listesinde yer alacak gibi görünüyor. M. Night Shyamalan’ın “The Night Chronicles” yapıtı (‘Devil’ bu çalışmanın bir parçası) örneğinde olduğu gibi, akademi ödüllerine aday gösterilmiş olan yönetmen; Seven, Fight Club, Zodiac ve The Curious Case of Benjamin Button gibi ünlü filmleriyle bilinmekte. Fincher’ın,  yapım şirketi Media Rights Capital ile anlaşma imzalamaya yakın göründüğü şu sıralarda müzakereler sürüyor. Ancak iki parti şeklinde yapılması düşünülen yapım aşaması, bu ortaklığı resmi bir düzeye taşıyabilir.

Bu potansiyel anlaşmanın başka bir açısı da, Fincher imzalı bu yapımın ne tarzda bir film doğuracağının bilinmiyor oluşu. Hint asıllı yönetmen Shayamalan’ın doğaüstü temalar (The Sixth Sense, Signs, Unbreakable, The Village, Lady in the Water vb.) işleme istikrarının açıklığı gözler önündeyken; olası bir beklenti de, Fincher’ın “Seven” ve “Zodiac” yapımlarına benzer şekilde suç efsaneleri üzerinde çalışabileceği yönünde. Fincher’ın çıkardığı her işte olduğu gibi, bu sefer de takipçilerin olumlu eleştirileri gündemde olacaktır. Çeşidi ne olursa olsun, eğer Fincher bir şeyin üzerine ismini koyuyorsa, buna şahit olduğunuz için şanslısınız. Ayrıca yönetmenin dünyanın en popüler sosyal paylaşım sitesi Facebook için yaptığı son filmi “The Social Network” de ekim ayında görücüye çıkıyor.

19 Eylül 2010

The Switch: Hastalıklı Bir Romantik Komedi

Yönetmen koltuğunda Josh Gordon ve Will Speck isimlerini gördüğümüz bu duygusal komedi, Jason Bateman’dan gelen cazip bir performansla dikkat çekiyor. İçtenliği ve televizyon yapımcılarının uzun süredir en iyi arkadaşlarından olan Jennifer Aniston ise suni döllenme yoluyla bir başına hamile kalmaya çalıştığı rolüyle filmde yerini alıyor. Filmin üzerinde durduğu konu ise, “hamilelik partisi” denebilecek bir toplantıda Bateman’ın alkollü bulunduğu esnada en yakın arkadaşı Aniston’un kullanacağı donör (Patrick Wilson) spermlerini kendininkiyle değiştirmesidir. Nitekim günümüzün yaygın hastalığı olan bu feminist yapı burada da moda kimliği kazanıyor. Nasıl ki zamanında manken hastalığı olarak bilinen anoreksiyanın genç kızlar üzerinde etkisi arttı, yakın zamanda da bu tuhaf modanın sayısındaki astronomik değişim de ilgi çekecek gibi. Filmde aradan geçen yedi yıl sonrasında Bateman’ın sevimli oğluyla tanışması ve bu çocuğun fiziksel ve ruhsal olarak babasının ikizi konumunda görünmesi de filme olağan-beklenen bir hava katıyor. Nasıl ki Türk sinemasının klasiklerinde gördüğümüz şu birbirinden ayrı düşen baba-oğullar hep birbirinin aynısıdır, bu filmde de o tadı almak mümkün. Ayrıca film, kıyaslama yapmak gerekirse, filmde kullanılan şarkı seçimleri kadar kötü de değil.

Açıkçası Aniston yine hastalıklı bir romantik komedide ve yine aradığı aşkı bulamamış bir kadın rolüyle karşımızda. Kırklı yaşlarını özellikle fiziksel olarak en güzel şekilde geçiren aktristen daha farklı çalışmalar görmek izleyiciyi muhakkak şaşırtacaktır. Jeffrey Eugenides’in 1996 yapımı kısa filmine dayanan bu film, ilginç bir konsepte sahip ki Bateman’ın oyunculuğu sayesinde bu konsept zenginleşmiş. Başlangıçta şevk ile takip ettiğiniz film; tutarsız karakterlerle filmin gelişme kısmına geliyor, ardından da yapışkan bir duygusallıkla film son buluyor.

Bununla beraber esas donörü oynayan Patrick Wilson film başlangıcında, feminist tarihin tam da öğreticisi olması gerekirken; film ortalarına geldiğimizde bu karakter de değişerek kaba ve düşünce ürünü olmayan bir sporcu halini alıyor. Senaryoda temel bir aksaklık olsa gerek, ancak Wally karakterinin liberal ızdırapları Bateman tarafından güzel bir şekilde portre edilmiş. Ayrıca Jeff Goldblum da film de oldukça komik bir rolde. Kısa bir süre öncesinde Goldblum, Bateman’ın oynayacağı role de uygun görülmüştü. Bu oyuncuları bir araya getirip daha farklı bir çalışma izlemek daha zevkli olacaktır.

16 Eylül 2010

The Dark Side of the Moon Sinemaya Uyarlanıyor

Çalışmaları arasında The Invasion (2007) gibi yapıtları bulunduran yönetmen Oliver Hirschbeigel, gerilim filmi The Dark Side of the Moon (Martin Suter imzalı romana dayanıyor) filmi çalışmalarına imza atıyor. Variety.com aracılığı ile yapılan açıklamada, hikayenin odak noktasının bir gezide hayatı alt üst olan başarılı bir avukat olduğu belirtildi. Avukatın bir şeylere anlam vermek için harcadığı tüm çabaların durmasıyla, avukat toplumdaki yerinden çekilmeye başlıyor.  David Marconi (Live Free or Die Hard) senaryoyu kaleme alıyor. Çekimler gelecek baharda İsviçre, Almanya ve Fransa’da başlayacak; ayrıca rol dağılımı ile ilgili duyuruların da gelecek birkaç hafta içinde açıklanması bekleniyor.

 

Hirschbeigel, Liam Neeson ve James Nesbitt gibi oyuncuların rol aldığı son çalışmasını Five Minutes of Heaven adlı drama yönetmenliği ile yaptı. Ayrıca The Dark Side of the Moon’un sekiz dile çevirisi de yapılacak.

 

Derleyen: Saliha Karadayı

Fragman: Ayı Yogi


Yönetmen: Eric Brevig

 

Vizyon: 17 Aralık 2010

 

Ekranların unutulmaz çizgi dizisi Yogi Bear (Ayı Yogi) 3D teknolojisi kullanılarak beyaz perdeye geliyor. Gerçek görüntüler ile animasyonun bütünleşmesiyle çekilen filmde Ayı Yogi’yi Dan Aykroyd, Boo-Boo’yu da Justin Timberlake seslendiriyor.

 

Ayı Yogi (Yogi Bear) sinema filminin fragmanını izleyin: 



15 Eylül 2010

Natalie Portman ‘Yerçekimi’ni Hissediyor

Ünlü Oyuncu Natalie Portman bilim-kurgu dramaya önerildi.

Alfonso Cuaron’un 2012’de gösterime hazır olması beklenen bilim-kurgu filmi Gravity’nin şansı nihayet daha iyiye gidebilecek. Oyuncu seçiminde yapılacak birkaç değiştirilebilir deneyim sonrasında yönetmen, Natalie Portman’ı filmde önemli bir rol oynaması için teklife sundu.

Gravity, Cuaron ve oğlu Jonas tarafından ortaklaşa yazılıyor ve konusunu uzay istasyonunda başarısız performans sergileyen bir bayan astronottan alıyor. Bu uzay istasyonunda mürettebatın geri kalanı, kazara gerçekleşmiş olan bir çarpışma sonucunda yok olmuş durumda. Filmin avantajı ise seksen milyon dolarlık bütçe ayırmaya hazır olan Warner Bros’a sahip olması. Şirketçe istenen şart ise bu kurtuluş hikayesinin 3 boyutlu çekilmesi. Bununla beraber Robert Downey Jr. da bir destek bölümü için isteniyor. Ayrıca, arzulanan merkezi karakter, yoğun bir müzakerenin de merkezi konumunda.

Angelina Jolie başlangıçta filmin yıldızı olmaya hazırdı, ancak oldukça yakın bir zamanda bu rolden çekilme kararı aldı. Scarlett Johansson ve Blake Lively gibi isimlerin de içinde bulunduğu olasılıklar da mevcut, fakat şimdiye kadar kimse bu rolü kazanmaya yakınlaşamadı.

Henüz aktrislere görev verilmemişken, takipçilerin iddiaya girme hususu ise Cuaron’un Portman’ı uzay kıyafetleri içine sokmaya çalışacağı yönünde. Çünkü Cuaron, ocak ayı sonuna kadar film çekimlerine başlamak zorunda. Sebebi ise Downey Jr.’ın bağlı olduğu The Avengers ve Sherlock Holmes 2 gibi diğer projeler arasında bu oyuncuyu yakalayamama korkusu.

Bu arada Portman, Darren Aronofsky’nin Black Swan çalışmasından doğan müthiş değerlendirmeler alıyor. Takipçiler olarak gelecek şubat ayında, film bu kıyılara ulaştığında sonucu biz de göreceğiz.

14 Eylül 2010

Amerika Şeytan Çıkardı

The Last Exorcism adlı film afişinde Hostel yönetmeni Eli Roth’un adının geçiyor oluşu pireyi deve haline getirmiş durumda.  Ama üzülmemek gerekir ki yapımcı olarak düşünüldüğünde Eli Roth iyi olabilmek için güç sarf ediyor ve işine endüstriyel alanda ağırlık veriyor ki bunun sebebi de;  bu mükemmel korku filminin 2008 yapımı yine Daniel Stamm yönetmenliğindeki “A Necessary Death” gibi önemsenmemiş vaziyete düşmesinden çekiniyor olmasıdır.

Filmde Peder Cotton Marcus (Fabian) bir belgesel ekibine sahip, peder şeytan çıkarma işlemini gerçekleştirirken bu ekip onu takip ediyor. Yönetmen Stamm, basit tekil şoklar yerine, bunun bir düzinesini veya bunun gibi hayret veren ürpertici anları ustalıkla işliyor. İyi korku filmlerinin varlığı hususunda izleyiciye sunulan inandırıcılık ölçütü, bu film sayesinde yinelenmiş oldu.

Unutmamak gerekir ki Eli Roth, Amerika’nın düşük bütçeli korku filmlerinde üstat olma yolunda Sam Raimi’yi geçmiş durumda.  Cabin Fever ve Hostel buna örnek olarak gösterilebilir.  Bununla beraber Eli Roth, Inglourious Basterds ve Piranha 3D’de yer alarak kült bir ünlü görünümü kazanmıştır. The Blair Witch Project, Cloverfield ve Paranormal Activity filmlerinde başarılı şekilde uygulandığı üzere yoğun çalışma formunu, sahte veya taklit belgesel konumuna çevirmek ise Roth’un son yapımında seçtiği yol oldu. Yapıtın Peder Cotton Marcus çevresinde döndüğü, filmde oldukça inandırıcı şekilde canlandırılıyor. Ancak önce yavaş yavaş, sonrasında aniden ortaya çıkan şeytanın gerçek varlığı, daha doğrusu iş üstünde olduğu hissediliyor ve bu stresli filmi iyiden iyiye korkunç hale getiriyor.

The Last Exorcism filminin fragmanını izleyin:


Filmsiz Fragman: 300 Günübirlikçi

BKM Mutfak oyuncuları filmsiz fragman yaptı. Oyuncu kadrosundan Eser Yenenler ise bu durumu şöyle açıkladı: "Sinemada fragmanları seyretmek bazen filmi seyretmekten daha güzeldir, daha keyiflidir. Ama ortada bir fragmanınız olması için önce filmi çekmeniz gerekir. Biz bu gerekliliği ortadan kaldırdık ve sizlere filmi olmayan bir fragman hazırladık. Evet yaptık bunu."

300 Günübirlikçi: Battle of Khlyos (300 Günübirlikçi: Kilyos Muharebesi)'nin filmsiz fragmanını izleyin:

13 Eylül 2010

James Cameron Yeni Filmini Buldu

EXCLUSIVE - BU HABER SADECE Sinemayadair.com’da!
Henüz Cameron’un bir sonraki projesi ne olur düşüncesi için kendimizi sıfırlayamamışken; James Cameron’ın gündemdeki yorumu, yönetmenin Pandora’ya yapışıp kalacağı veya dünya çapında bir Avatar sıralamasının geleceğini düşündürüyordu.  Fakat şimdi görülüyor ki yönetmenin asıl planı, kurgusallıktan uzak olan Amazon’un yerli insanlarına bakıp dünyaya yeniden iniş yapmak.

Bu kararın geniş özellikli bir filmi oluşturarak son bulacağından şüphelenmemek elde değil, ancak filmin yapımcısının Avatar ile sunduğu ekolojik içerik sahibi belgesel tabanlı mesaj vermek için Brezilya kabilesi Xikrin-Kayapo ile görüşüyor olması yeterince açıklayıcı konumda. Cameron, kabile büyüklerinin katıldığı konuyla ilgili bir toplantıya da davet edildi.

Kabile, film için gerekli olan Xingu River üzerine kurulacak barajın inşasına karşı geliyor. Yerliler yaklaşık beş yüz kilometre karelik alanı etkisi altına alan sel tehlikesinden korkuyorlar ve bu on altı bin insanı yerinden etmek anlamına da geliyor. Brezilya hükümetinin iddiası ise projenin etkisini azaltmak için milyonlar harcanmasının gerekeceği yönünde.

Cameron’ın yerlilerin yaşamları ve mücadelelerini içeren belgelerle aleni şekilde ilgilendiği görülüyor. Yönetmen, kabilenin nasıl yaşadığını ve hayatlarını 3 boyutlu kamera ile kayıt altına almak istediğini, umutsuz Brezilya yerlilerine yardım etmek için gelen teklifleri reddinin mümkün olmadığını belirtiyor. Şüphesiz bu proje, güçlü bir modern güce karşı olan yerli halkın mücadelelerini ve içinde bulundukları zorlukları, onları incitecek şekilde sunulmayacaktır.

Metraj hususu da açıklık getirilmeyen bir konu. Belki uzun belki de sınırlı sürüm şeklinde piyasada yer alır. Uzak olmayan bir gelecekte bu filmi görmek, izleyici ve takipçiler için sürpriz olmayacaktır.

Günün Blogu: Sinemayadair.com

Üç seneye aşkın bir süredir yayın hayatına devam eden Sinemayadair.com, kurulduktan bir süre sonra bloglar arası sosyalleşmenin önde gelen sitelerinden BloXoo'ya kayıt olmuş ve diğer blog sahipleriyle sosyal bir platformda yer almıştır. 

Bilindiği üzere BloXoo editörleri her gün yeni bir blogu değerlendirmeleri sonucu günün blogu seçmektedir. BloXoo'da Sinemayadair.com 06.09.2010 tarihinde 'Günün Blogu' seçilmiştir. BloXoo editörünün günün blogu Sinemayadair.com için "Sinemadan haberler ve film kritikleri içeren blog, tebrikler..." şeklinde yorum yapmıştır. 

Sinemayadair.com tüm Bloxoo ailesine ve tüm destekçilerine teşekkür eder...

9 Eylül 2010

Kültür Başkenti'ni "Canlandıranlar"

Canlandıranlar Yetenek Kampı, 2010 yılı boyunca süren, animasyon eğitimini- üretimini kapsayan 2010 ajansının desteklediği tek animasyon projesi olma özelliğini taşıyor. Berat İlk tarafından 2008 yılından beri yürütülen proje kar amacı gütmeyen, canlandırma sineması ile uğraşanların donanım kazanmasını, teknik açıdan daha kaliteli üretimler yapılmasını ve Türkiye’de yapılan çalışmaların arşivlenmesini hedeflemektedir.

Projenin en önemli özelliklerinden biri tüm atölyelerin ücretsiz olarak verilmiş olması ve www.canlandiranlar.com adresinin arşiv bölümünde kayıtlı olarak tutulup herkesin yararlanmasını sağlamasıdır. Atölyeler sonunda katılımcıların ürettiği projeler arasından seçici kurul tarafından 3 proje seçildi. Haziran ayında toplam 6 projenin çekim hazırlıkları başladı. Aralık ayında ise çekimi yapılan filmlerin gösteriminin yapılması ve çeşitli uluslar arası film festivallerine gönderilmesi planlanmakta...

Sinemayadair.com Canlandıranlar Yetenek Kampı'nı yakından takip etmeye devam edecek. Şimdilik böyle anlamlı bir projeyi gerçekleştiren tüm ekibe Sinemayadair.com olarak teşekkür ediyor ve başarılar diliyoruz...

Guillermo Del Toro Tom Cruise’u İstiyor

Guillermo Del Toro’nun uzun vadeli geliştirme projesi At the Mountains of Madness  hakkında heyecanlandırıcı bir haber sunulmuştu ki James Cameron’un yapımcılığında  3 boyutlu olarak gerçekleştirilecek.  Yine aynı kaynaklara göre Universal, James McAvoy’u başrol için istiyor ancak Del Toro ise Tom Cruise’da ısrar ediyor.  Chris Pine ismi de aynı rol için anılmakla beraber, oyuncunun yoğun programı sorun kaynağı olabilir.

Cruise ve Del Toro’nun büyük ihtimalle daha önceden tanışıyor olabilecekleri biliniyor ki Van Helsing projesinde, yıldız olarak Cruise ve yapımcı olarak da Del Toro’nun çalışma olasılığı tartışılmıştı. At the Mountains of Madness projesinde karşılaşılan engellerin üstesinden gelindi ve filmin yapım tarihinin Mayıs 2011 olması kararlaştırıldı.

Ayrıca McAvoy, Matthew Vaughn’un” X-Men: First Class” adlı film çekimlerine başlamak üzere ve burada genç Profesör Charles Xavier olarak rol alacak. Cruise cephesinde ise ekim ayında çekimlerine başlanacak dördüncü “Mission: Impossible” projesi bulunuyor. Programı henüz kararlaştırılmamış film çekimine başlamak için en az bir yıl gerekiyor, dolayısıyla oyuncu kadrosu seçimini için bolca vakit var. Aslen aktörler için olağandışı olmayan bu projelerden çıkarılma ve yenisine eklenme durumu şimdi de At the Mountains of Madness ile bağlantılı olarak duyuluyor.

4 Eylül 2010

Lisbeth Salander: Ejderha Dövmeli Kız

Son zamanlarda kitapçıların “en çok satanlar” raflarındaki kalın kırmızı kapaklı kitap eminim ki pek çoğunuzun ilgisini çekmiştir. Evet ”Ejderha Dövmeli Kız”dan bahsediyorum. Son zamanlarda okuduğum en iyi polisiyelerden diyebilirim. Serinin ikinci kitabı daha taze çıktı, üçüncüsü yolda… Kitabı okuyanlarınız bilir. Kitaba adını da veren ejderha dövmeli kız (Lisbeth Salander), şu ana kadar okuduğum kitapların içindeki en ilginç ana karakter diyebilirim. Hani bazen okuduğunuz kitabın ya da izlediğiniz filmin ana karakteriyle gerçek hayatta oturup iki kelam etmek istersiniz ya aynen öyle. Kitaptan daha çok, yaratılan bu karakter ilgi  görüyor tüm dünyada.

Sadede geleyim. Geçenlerde kitabın ismini internette aratırken karşıma bu üçlemenin filmleri çıktı. Birbiriyle iç içe olan bu üçlemenin filmleri de çoktan çekilmiş. Hatta hepsi 2009’da yayınlanmış. İkinci kitabı bitirir bitirmez ilk iki filmi izledim. Filmlerin orijinal seslendirmeleri İsveççe. Tabi ki kitap kadar ayrıntılı olmasını beklemiyordum ancak ufak detayları yakalamalarına da şaşırdım. Polisiye düzeyde kaliteli bir film olduğunu söyleyebilirim. Özellikle başroldeki Lisbeth Salander karakterindeki cast seçimi beni benden aldı. Karakterle ilgili bir dipnot vermek ve ilginizi çekmek için kısaca; Lisbeth Salander: Küçüklüğünde büyük sorunlarla karşılaşmış ancak derdini kimseye anlatamamış, sonra da akıl hastanesine kapatılmış, topluma zararlı olduğu düşünülen bir karakter. İçine kapanık, kendine göre kuralları ve katı bir ahlak anlayışı var. Fotografik hafızaya, keskin bir zekaya sahip ve dünyanın en önde gelen hackerlarından biri. Kendi kafamda yarattığım karakterle birebir uyuşan bir oyuncu tercih etmişler filmde. Tabi her zaman olduğu gibi önce filmi izleseydim filme daha iyi bir not verebilirdim. Bu hepimizin başına gelen bir durum. Serinin üçüncü kitabını okuduktan sonra üçüncü filmi izleme kararı aldım. Ancak meraklılarına üç filmi sırayla izlemelerini tavsiye ederim. ”The Girl With Dragon Tattoo”, ”The Girl Who Played Fire”, ” The Girl Who Kicked the Hornets' Nest”. İyi seyirler.

1 Eylül 2010

Fantastic Four: The Thing için Bruce Willis

20th Century Fox henüz açıklamamış olsa da, Fantastic Four’da roller için düşünülenlerin dedikoduları, isimleri daha önce de üç ana kahraman için  olasılıkla bahsedilen - Mr. Fantastic (Adrien Brody), Invisible Woman (Alice Eve) ve Human Torch (Kevin Pennington) - oyuncuların yollarını açıyor. Bununla bağlantılı olanların biri de Bruce Willis, The Thing rolü için sıcak bakılan bir isim. “ComicBookMovie.com”a göre, hızlı bir şekilde takımın kökenini sunacak devam filmi süresince “Die Hard” yıldızının Ben Grimm’i oynaması ve ardından, dönüşüm sonrasında, turuncu kaya karakteri seslendirmesi isteniyor. Bir başka iddia ise özellikle vokal işlerini halledeceği düşünülen Kiefer Sutherland hakkında ve “Screen Rant”dan geldi.

Fox’un ilgilendiği yönetmenin seçimi ve filmdeki kötü adam Doctor Doom’un rol dağılımı hakkında ek bilgiye ise ComicBookMovie.com sahip görünüyor. True Blood yıldızı  Stephen Moyer bu rol için en önemli aday konumunda. Ayrıca üç adet yönetmen adayı üzerinde duruluyor:  Joe Carnahan (The A-Team), David Yates (Harry Potter) ve James McTeigue (V for Vendetta).Yetenekleri farklılık göstermesine rağmen üçü de çizgi roman filmi yapma hususunda önemli kapasiteye sahip.

Eğer tercih hakkınız varsa şimdi kullanmanın tam sırası, çünkü bunun gibi dedikoduları yaymak stüdyolara geri bildirim sağlıyor ki bu stüdyoların online hayran muhabbetlerine kesinlikle dikkat gösterdiği de bir gerçek. Rol dağılımı için; insan Grimm’in hızlı görünüp kaybolmaları için Willis daha iyi bir görünüşe sahip, ama Sutherland’ın sesi bu işe daha uygun. Willis’in sesi daha dikkat dağıtıcı olabilir, özellikle “Look Who’s Talking” de konuşan bir bebeğin karakter sesini düşünmeyi sürdürebilirseniz. Bununla beraber Sutherland, “Monsters vs. Aliens”ın generalini seslendirirken mükemmeldi. “it’s clobberin’ time!” bağırışını ondan duymak kesinlikle daha iyi olacaktır.

Peki sizce roller ve yönetmen seçimi ne doğrultuda yapılmalı?