Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

5 Haziran 2012

Midnight in Paris: Sanat Şehrine Nostaljik Bir Seyehat

Oscar Ödülleri açıklandığında “Midnight in Paris” filminin en iyi 10 film arasına seçilmiş olması beni hiç saşırtmamıştı, filmi izledikten sonra da emin olduğum bir durumdu, ancak filmde beni şaşırtan tek nokta, Woody Allen imzalı bir film olan “Midnight in Paris” filminde hiç seks öğesi bulunmamasıydı, sanıyorum bu bağlamda Woody Allen’ın seks içermeyen ilk filmidir, filmin arka planı Paris gibi bir şehir olmasına rağmen.

İnsanların geçmişe duydukları özlem hiç şüphesiz ki hayatlarının her döneminde karşılarına çıkan duygusal bir durumdur ancak bu durum herkes için geçerlidir. Örneğin, Gil (Owen Wilson) gibi 1920’li yılların Parisine özlem duyuyorsanız şunu unutmamalısınız ki 1920’li yıllarda yaşayan insanlarda Rönesans dönemine özlem duyuyorlar.

Filmin bana yaşattığı huzuru kelimelerle tarif etmem imkansız. Gece yarısı eski bir araç Paris’in eski yollarından sizi alıp çok eskiye, Ernest Hemingway’in, Salvador Dali’nin ve Picasso’nun yaşadığı bir döneme götürüyor ve o insanlarla tanışıp içki içme firsatını, Paris’in 1920’li yüzünü görme şansını size sunuyor. Her ne kadar sanat içerikli filmlerden çok hoşlanmasam da bu filmde büyülü ve tam aradığım şeyi bulduğumu söyleyebilirim. Gerçek hayatı sıradan giden Gil’in içine girdiği dünya, günümüz sanatını şekillendiren insanların bir dönem yaşadıkları dünya olması filmin en güzel yanlarından bir tanesi. Woody Allen gibi bir yönetmeni düşününce Paris’in film için mekan olması çok şaşırtıcı değil, zira sanatsal bir film amaçlandığı aşikar olan Midnight in Paris’in baska bir şehirde çekilmesi tamamen anlamsız olurdu; çünkü az önce de bahsettiğim gibi sanatın doğduğu ve büyüdüğü yer Paris’tir. İşte Paris bu yüzden romantizm şehridir.

Woody Allen, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin eşi olan Carla Bruni’yi bir filminde oynatma isteğini her fırsatta dile getiriyordu. İşte bu filmde bu arzusu da yerine gelen Woody Allen, yaptığı bu film ile en iyi yönetmen adayları içinde kendisine yer buldu. İlk gösterimi Cannes Film Festivali'nde yapılan Midnight in Paris, en özgün senaryo dalında da Oscar ödüllüne layık görüldü.

Ciddi anlamda 2011 yılınin böyle bir filme ihtiyaci vardı. Filmin başrolu için Owen Wilson oldukça yerinde bir seçim olmuş, Allen’in Wilson için söylediği “Kamera karşısında bana hiç rol yapıyor gibi gözükmüyor, tam tersine karşılaştığı bir olaya karşı normal tepki gösteren bir insan gibi hareket ediyor ve konuşuyor” cümlesi, Allen’ın filmine başrol olarak seçtiği Owen için düşündüklerini bir nebze olsun izleyiciye aktarmaya yetiyor. Gerçekten de gösterişten uzak oyunculuk tarzı ile Owen Wilson oldukça uygun ve yerinde bir seçim olmuş.

Anlattıklarına nazaran 17 milyon dolarlık bir bütçe ile çekilen Midnight in Paris, başarılı olmak için paradan daha önemli şeylerin olduğuna da yapımcıları inandırmış gibi gözüküyor, bunun yanısıra 17 milyon dolarlık bir bütçe ile 148 milyon dolarlık bir hasılat, 4 dalda Oscar adaylığı ve 1 Oscar Ödülü hiç de fena değil. Kaldı ki filmin izleyiciye hissettirdiği duygular da çabası.

Yazar: Devran İkiz

0 yorum: