Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

21 Mayıs 2012

The Divide: Kıyamet ve İnsanlar


Sinemayla tanıştığımdan beri postapokaliptik filmlere ayrı bir sempatim var. Kıyamet sonrası olacaklarla ilgili kafamızda binlerce fikir üretebilirz ya da ”Kıyamet sonrası bizi nasıl bir dünya bekliyor?” sorusuna günlerce kafa yorabiliriz…

The Divide filmi postapokaliptik türüne bir örnek. Nükleer felaket sırasında hayatta kalmak için bodrum katına sığınan insanların yaşadıklarını izliyoruz. Filmin birkaç bölümü hariç geriye kalan hepsi geniş bodrum katında geçiyor. Radyosyondan etkilenmemeleri için de kapıyı sıkıca kapıyorlar, dışarı da çıkamıyorlar. Tek çıkış yolu var o da kanalizasyonda pisliklerin arasından geçmek; ama dışarı çıktığın anda radyasyonu tadarsın. Radyasyondan etkilenmemek için de koruyucu kıyafet giymen gerek.

Filme başlarken aslında filmin başında değilmişinizde ortalarında bir yerlerdeymişiniz hissine kapılıyorsunuz. Kısıtlı bir çekim alanına sahip olsa da film sizi sıkmıyor, heyecanını sonuna kadar ilerletmeyi başarıyor.

Bodrum katında iktidarı elde tutan Mickey (Michael Biehn) onlara eşit miktarda su ve yemek dağıtıyor. Tabi ona isyan edenler de olmuyor değil. O isyan edenlerin başında ise filmin sonlarına doğru mükemmel performans sergileyen Bobby (Michael Eklund) ve Josh (Milo Ventimiglia) var. Daha sonra Mickey’nin gizli bir odada yemek sakladığını fark ediyorlar ve iktidarı onun elinden alıyorlar.

Bu noktadan sonra herşey çığrından çıkıyor. Düzen bozuluyor .Karakterler psikolojik olarak değişime uğruyorlar. Kendi aralarında anlaşmazlıklar yaşanıyor, şiddet eylemleri gerçekleşiyor ve gerilim tavan yapıyor. İçlerinde ayrım yaşanıyor. Hayatlarının sonlarına doğru geldiğini anlayan bir grup kendi arzuları ve içgüdülerince yaşıyorlar.

Filmin güzel olmasında oyunculuklar etkili olmuş; ama Eva karakterini oynayan Lauren Germann diğerlerine göre biraz donuk kalmış.

Filmde hoşuma gitmeyen noktalardan bir tanesi ise Arap toplumunu kötülenmesi. Zaten Amerikalılarla arası pek sıcak olmayan Araplar’ı böyle kötülemek doğru değil…

Senaryo bakımından havada kalan bir nokta ise bodrumdan içeri askerlerin gelmesi ve küçük kızı kaçırdıktan sonra Josh’un onu kurtarmaya gitmesi. Orada kaçırılan birçok küçük kız görürüz; ama onların neden kaçırıldıkları ya da ne yapıldıkları  konusunda pek bilgi alamıyoruz ve bodrumdan içeri gelen askerlerin kim oldukları ile ilgili tam bir bilgi alamıyoruz.

Ülkemizde “Mahşer Günü” adıyla bilinen bu film izlenmeyi sonuna kadar hak ediyor. Bir de böyle bir postapokaliptik deneyin. Keyifli seyirler…

Yazar: Murat Boncuk

0 yorum: