Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

1 Aralık 2007

Musallat



İlk bakıldığında bazı filmler sadece öylesine bir konuyu işler. Bazıları ise ders verir, sakının der. İşte “Musallat”ta böyle bir film. İçinde diğer âlemden olan varlıklarla temas etmeyi işleyen bu filmin din ile ilgili olduğu için inandırıcı olmaması içten bile değil.

Diğer âlemden olan varlıkların Kur’an-ı Kerim’de yer alması, onları inkar etmeyi inananlar için imkansız kılıyor. Din âlimlerinin kaynaklarda aktardıkları bilgilere göre çok kısıtlı bir zaman aralığında da olsa insan olmayan o varlıklar dünyaya gelebiliyor ve istedikleri insanın bedenine yerleşebiliyor. Zaman konusunda âlimleri kısıtlılıktan bahsederek, daha çok enerjisi yüksek insanları seçtiklerini kaynaklarında belirtmişler. Ateşin duman kısmından yaratılan cinler, dumanın insan vücuduna girebildiği düşünülürse, doğal olarak insanın içine de girebiliyorlar. İşte bu yüzden film inandırıcı ve aynı zamanda gerçek olduğu için korkutucu.

Filmin tarihi bir olay ile desteklenmesi ise gayet ilgi çekici. Musallat’ta ismi “Medine’ye Hicret’ten sonraki antlaşma” olarak geçen antlaşma pek açıkça anlatılmadığı için merak uyandırdı. Filmde sözü edilen antlaşma ve sebebi ise kaynaklarda söyle geçiyor:

Hz. Ayşe bir gece cinler tarafından yatağından kaldırılarak yüksek bir mahkemenin huzuruna getirilir. Hz. Ayşe sebebini sorunca: “Sen cinlerden bir Müslüman katlettin. Bunun mahkemesi yapılacak” denildi. O da: ‘Ben nerede bir cin öldürdüm?’ dediğinde ona cevap verildi: “Sen Kur' an-ı Kerim okurken, bizim Müslüman cin kardeşlerimizden birisi bir yılanın içine girerek seni dinlemeye geldi. Siz hanenizde o yılanı görünce öldürdünüz. Dolayısıyla içinde bulunan kardeşimiz de öldü. Bunun hesabı görülecek” derler.

İşte bu olayın sonunda imzalanır antlaşma ve artık iki âlemin varlıkları birbirlerinin bölgelerine girmeyeceklerine söz veriyorlar. Ama verilen söz zaman zaman iki tarafça da bozuluyor. Musallat’ta işte bu antlaşmanın bozulduğuna örnek gösterilen yaşanmış bir olay.

Filmin içinde dinsel bazı ilginç örnekler hep işlenmiş durumda. Mesela film içinde böceklerin hep başrolde olması antlaşmada da geçtiği üzere o varlıkların zaman zaman böcek ve yılan gibi canlıların içinde olduklarını ortaya koyuyor. İşte tam da bu yüzden, gerekmedikçe bu türlü canlıların öldürülmemelerinin gerekliliğine inanılıyor.

Filmle ilgili gerçeklerin belgeli olması bu yüzden belki de gerilimi ve korkuyu hep içinde barındırıyor. Ayrıca dualar, ezan sesleri ve Arapça yazılarla filmin inandırıcılığı kamçılanmış durumda.

Bir de sanatsal yönüne bakıldığında, sahneler arasındaki geçişlerde oldukça iyi olan bu Türk yapımının, efektleri ise daha iyi olabilirdi. Bu kadar para harcanmasına rağmen neden hala kendi kendimizi aşamıyor durumdayız? Korkuya hizmet eden filmlerde sadece gözlerinin içi beyaz, avazı çıktığı kadar bağıran, gürleyen, fırtına gibi esinti verilen sahnelerinin yanında müziğin ve efektlerin biraz daha çarpıcı olması şart Ama günden güne Türk sineması kendini aşıyorsa, ”Büyü” filmindeki anlaşılmazlık, alışılagelmiş konu ve “Dabbe” deki dağınıklık hatırlanırsa; bu filmde görüntü kalitesinin ve oyuncularının biraz daha profesyonel olduğunu söylemek mümkün.

Sahnelerin bazen yoğunlaşıp bazen sıradanlaşması yine temponun düşük seyretmesine neden oldu. Mesela doğum sahnesinde gerçeklik ile abartıyı bir arada görmeniz çok normal. Her ne kadar Biğkem Karavus bu sahnenin gerçekçiliği için araştırma yapsa da, ebelerdeki sayıca gereksiz bir fazlalık göze bir iğne gibi batıyor. Yine abartma kısmında üstümüze yok. Burak Özçivit’in Almanya’daki çaresizlik sahneleri filmin temposunu düşürürken, İstanbul’da geçen sahnelerde ezan sesinin insanın yüreğine dokunan bir yanı oluyor.

Filmin bitişinde, karışıklıkların ve onların çözümleri gayet ortada olduğu halde, filmin başından itibaren izlenilen olaylar hakkında bir açıklama yapıldı. Bana göre gereksiz olan açıklama sonrasında izleyicinin aklında hâlâ sorular kaldıysa bu gerçekten acı verici. İnanıyorum ki ve örnekleri olduğu için söylüyorum ki bir Hollywood yapımı olsaydı bu açıklama hiç yapılmazdı. Bu açıklamaya gerek duyulması ilginç. Gerek duyulma sebebi ne acaba? Film anlaşılmaz mı demeye çalışıyorlar yoksa seyirci anlayamaz mı?

Filmde işlenilen aşk ise gerçekten korkutucu. Diğer âlemden birisi bir insana aşık oluyor ve hayatının değişmesine yol açıyor. Daha öncede aşktan bu kadar soğuyacağınızı hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Ama filmin sonunda soğuyacaksınız. Bir katilin ya da bir psikopatın aşkı da korkutucu olabilir ama diğer âlemden bir varlığın aşkı, bütün aşk korkularına bedel.

Türk sineması gerilim türüne hizmet eden filmleri dönem dönem büyük emek harcayarak yapadursun, Musallat filmi gerçekliğinin İslamiyet dini tarafından kanıtlandığı bir konuyu işleyerek seyirciye korkuyu “İşte bu gerçekten de var” diyerek veriyor.

Aybüke SAYIN

1 yorum:

masalım dedi ki...

ben bu filmi izledim baştan biraz tedirgindim yok etkiliyormuş izliyen günlerce uyuyamıyormuş yusuf yusuf geziyormuş:)ama korkmadım korkutamadı yada gerçi güzel deişik bi konusu vardı beğendim ama yeterince germedi beni bide gündüzdü izlediğimde lambalar sönük olduğunda nasıl olurdu onu bilemem :)