Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

29 Şubat 2012

Drive: Yollar Gidişime Hasta

1996 yılında çektiği Pusher serisi ile tanınan Danimarkalı genç yönetmen Nicolas Winding Refn’in çektiği, 2011 Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü alan film ilgiyi  sonuna kadar hak ediyor.

Drive, film setlerinde dublörlük yapan ve iyi araba kullanabildiği için geceleri soyguna katılan sürücünün yaşamını merkeze alıyor.

Sürücünün bu iki iş arasında gelip giden hayatı, komşusu Irene ile tanışmasıyla değişir. Aralarında ilginç bir aşk yaşanır ve hayatının en mutlu günlerini geçirirken hapisten çıkan kocasına yardım etmeyi kabul etmesiyle her şey değişir. Kendini bir anda Los Angeles’ın önde gelen mafya babalarının kara listesinde yer alır.

Sürücü rolünde yer alan Ryan Grosling filmde cool, sessiz, içine kapanık bir karakteri canlandırmış ve doğrusunu söylemek gerekirse bunun üstesinden gelmiştir. Karakterin en etkileyici yanı, yasa dışı yaptığı işteki iş disipliniydi. Karşımızda diyaloglardan çok görselliğiyle daha ön planda çalışmış ve emek harcanmış bir film var.

Filmde arabalı kovalamaca sahneleri, stilize vahşet sahneleri ve uzun sekanslar mevcut. Özellikle kovalamaca sahneleri gayet titizlikle ve abartıya kaçılmadan akıllıca işlenmiş (Fast and Fruis gibi değil). Gerilim filmde zaman ilerledikçe artıyor ve olay da zaman ilerledikçe sakin bir şekilde çözülmeye başlıyor. Filmde sürücü ile komşusu (Irene)’nin aşkı gayet mesafeli bir biçimde işlenmiş.

Cliff Martine’e ait olan filmin müzikleri en az film kadar etkileyici. Filmin başında Los Angeles şehrinin ışıltılı görünümüyle başlayan Fransız Dj Kavinsky’ın Nightcall’ı favorimdi.

Çoğu eleştirmenler tarafından ilgiyle karşılanan ve tam not olan ve yönetmenin kendi tarzını yaratmış olduğu Drive filmi, benden de tam not alıyor. Eğer farklı bir sinema deneyimi yaşamak istiyorsanız bu filmi izlemenizi öneririm.

28 Şubat 2012

Bir Zamanlar Anadolu'da: Ceylan'ın En İyi Filmi

Sınav  dönemine yaklaşmak üzereyken izleme fırsatı bulduğum bir  NBC filmi. Her zaman olduğu gibi yine kendi sinemasal dilini ve görsel açıdan kusursuzluğunu bu filmde de yansıtmış. Daha önce “Üç Maymun” ile 61. Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü alan Nuri Bilge Ceylan  bu sefer “Bir Zamanlar Anadolu”da filmiyle 64. Cannes Film Festivali’nde juri büyük ödülünü kazanarak karşımıza çıkıyor.

Filmden bahsetmek gerekirse; bir doktor ile cinayet ile ilgili soruşturmayla ilgilenen savcının yarım günlük gerilimli hikayesi anlatılıyor. Film görsel açıdan kusursuz, bol bol diyaloglara yer verilmiş ve en dikkat çekici özelliği ise diyalogların doğal oluşu. Gene sekanslar uzun tutulmuş, bir çok şey diğer NBC filmlerinde olduğu gibi yine seyirciye bırakılmış, kısa mizahi öğelere yer verilmiş ve dramı gayet iyi bir şekilde aktarmıştır. Açıkçası NBC filmlerini izlemediyseniz öncelikle olarak onları izlemenizi öneririm çünkü NBC sinemasının ayrı bir dili var. Üç Maymun’daki görsel tekniği, dramatiği, sinematografiyi burada da görebilirsiniz. Benim düşünceme göre izlediğim en iyi NBC filmi bu diyebilirim. Olumsuz olarak yapabileceğim yorum ise sadece sürenin uzun olması ama o da çok göze batacak bir olumsuzluk değil, film kendini  izlettiriyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Savcı ile doktorun kendi iç hesaplaşmaları ve çözülmemiş cinayeti çözme aşamaları sizi  filme bağlayan en önemli unsurlardan.

Filmi izlemeyenlere bundan sonrasını filmi izledikten sonra okumalarını tercih ederim, çünkü bu paragrafta  film ile ilgili birkaç sahneden bahsedeceğim…

Konuya girmeden önce oyunculuklara da değineceğim. Taşrada polis memurunu oynayan Yılmaz Erdoğan rolünü çok iyi oynamış. Savcı rolüyle Taner Birsel gayet muhteşem bir performans  sergilemiş. Doktor rolünde oynayan Muhammed Uzuner de gayet iyi ama en çok beğendiğim filmde fazla rolü olmamasına rağmen Ercan Kesal’di. Muhtar  rolüyle döktürmüş, “oyuncu dediğin böyle olur” tabirini Ercan Kesal için kullanabiliriz. Konumuz üzere Ercan Kesal’in bulunduğu bir köy evi sahnesi var, açıkçası en etkilendiğim sahnelerden biri orası. Diyalogların doğal oluşunu yazının başında da bahsettim. Senaryo yazdığımdan dolayı diyaloglara bu kadar önem veriyor olabilirim ama köy evinde muhtar (Ercan Kesal), savcı (Taner Birsel) ve taşralı polis memuru (Yılmaz Erdoğan), katil (Fırat Tanış) hep birlikte masada oturup yemek yedikleri sahnede geçen diyaloglar gerçekten akıcı ve doğal.

Film  bir cinayetle ilgilenirken kahramanların kendi iç hesaplaşmalarıyla da ilgileniyor. Aslında ortada bir cinayet var ama herkes kendi derdinde mesajını sinema diliyle çok iyi aktarılıyor. Aslında filmde iki tane cinayet var, ilki gömülü bir ceset bir de intihar eden savcını karısı. Film ilk cinayet üzerinden gidiyor, gömülü bir cesedi bulmaya çalışıyorlar. Diğer cinayet ise ilk başlarda bize gösterilmiyor ama doktor ile savcı arasında geçen “intihar eden kadın” hakkında konuşulan diyaloglarda  savcının karısının olduğunu anlayabiliyorsunuz. Zaten bu da NBC filmlerinde olduğu gibi bu cinayeti anlamak ve çözmek seyirciye bırakılmış.

Senaryo ekibinde Nuri Bilge Ceylan’ın yanı sıra Ebru Ceylan ve Ercan Kesal de var. Bir dahaki projelerinde aynı senaryo ekibinin olmasını ümit ediyorum; ayrıca film 44. Siyad Ödülleri’nde en iyi film ve en iyi yönetmen dahil altı heykelcik kazanmıştır. NBC’nin  sinematografisiyle hazırlanmış bu başyapıtı kaçırmamanızı öneririm.

27 Şubat 2012

2012 Oscar Ödülleri Tahmin Yarışması Sonuçları

84. Akademi Ödülleri muhteşem bir törenle dün gece sahiplerini buldu. Sinemayadair.com da düzenlediği 2012 Oscar Ödülleri Tahmin Yarışması ile katılımcılarına ayrı bir Oscar heyecanı kattı. Bu sene ki Oscar Ödülleri tahmin yarışmasında 3 farklı ilden toplam 4 yarışmacı 12 dalda ödüllerin 11'ini doğru tahmin ederek "The Hurt Locker" filminin orijinal DVD'sini kazandı.



İşte Sinemayadair.com 2012 Oscar Ödülleri Tahmin Yarışması Kazanan Yarışmacılar:

Ekrem Cem Çankırılıgil / Çanakkale
Bertu Yılmaz / İstanbul
Hamdi Akkaya / İstanbul
Sedat Yaman / Sakarya

Tüm kazanan yarışmacıları Sinemayadair.com olarak tebrik ediyor ve ayrıca kendilerine küçük bir sürpriz daha yapmak istiyoruz. Kazandıkları "The Hurt Locker" filminin orijinal DVD'si ellerine ulaşıp filmi izledikten sonra, filmle ilgili yazacakları film kritiklerini konuk yazar olarak Sinemayadair.com'da yayınlayacağız. Hepinize şimdiden iyi seyirler, makalelerinizi bekliyoruz... 

84. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu

84. Akademi Ödülleri muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. İşte 2012 Oscar Ödülleri kazananlar listesi:

En İyi Film
The Artist

En İyi Yönetmen
Michel Hazanavicius - The Artist

En İyi Kadın Oyuncu
Meryl Streep - The Iron Lady

En İyi Erkek Oyuncu
Jean Dujardin - The Artist

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Octavia Spencer - The Help

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Christopher Plummer - Beginners

En İyi Yabancı Film
Jodaeiye Nader az Simin - Asghar Farhadi(İran)

En İyi Belgesel
Undefeated

En İyi Özgün Senaryo
Midnight in Paris - Woody Allen

En İyi Uyarlama Senaryo
The Descendants - Alexander Payne, Nat Faxon, Jim Rash

En İyi Animasyon
Rango

En İyi Sanat Yönetmeni
Hugo - Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo

En İyi Sinematografi
Hugo - Robert Richardson

En İyi Kostüm Tasarımı
The Artist - Mark Bridges

En İyi Makyaj
The Iron Lady

En İyi Görsel Efekt
Hugo

En İyi Film Montajı
The Girl with the Dragon Tattoo - Angus Wall, Kirk Baxter

En İyi Müzik
The Artist - Ludovic Bource

En İyi Ses Montajı
Hugo

En İyi Ses Miksajı
Hugo

En İyi Orijinal Şarkı
The Muppets - Bret McKenzie("Man or Muppet")

26 Şubat 2012

The Artist: Oscar’ın En Güçlü Adayı

Michel Hazanavicius yönetmenliğinde çekilen The Artist filmi, sessiz sinema dönemine duyulan saygıdan daha fazlası aslında: Sevgi ve kaybın göz kamaştırıcı hikayesi…

Son zamanlarda sinemanın kendi kendisini büyüleyici, sevimli, komik ve hareketli filmlerle kutluyor oluşuna tanık oluyoruz. The Artist filminden az bir süre önce vizyona giren Martin Scorsese yapıtı “Hugo” ile Fransa’da 19.yüzyıl sonlarında sinemanın oluşumu hakkında derin bir figür resmedilmişti aklımıza. Şimdi ise Fransız sinemacı Michel Hazanavicius tarafından aynı büyüyü tamamlayan ve Hollywood’da ses getiren bir eser - The Artist - iltifatları üzerine topluyor.

Zaman zaman film yapımcıları sessiz sinema filmlerini yeniden çekme girişiminde bulunuyorlar. Örneğin sessiz dönemde doğan Anthony Mann, 1960’lı yılların ortasında “The Heroes of Telemark” adlı savaş filmini diyalogsuz çekmeyi planlıyordu, ancak bir şekilde vazgeçirildi. Bundan on yıl sonra Mel Brooks komedi dalında etkili bir sessiz film çekti. Filmde konuşan tek kişi Marcel Marceau idi ve o da sadece "Non!" diyordu.

Hazanavicius, tüm bu örneklerden daha cesur ve özgün. The Artist filmi siyah beyaz çekilmiş, 1927 ile 1933 yılları arasını anlatan ve yakışıklı George Valentine (Jean Dujardin) ile yeni yıldız Peppy Miller (Bérénice Bejo) arasındaki ilişkiye odaklanan sessiz bir film. Filmin başlangıcında beyaz perdeye yansıtılan sessiz film ve filme eşlik eden dev bir orkestra yer alıyor. İşte bu dönem tarihinin özelliklerini yansıtan muhteşem sahne ile filme bağlanıveriyorsunuz. Ayrıca “Singin’ in the Rain” filmini hatırlatan dans sahneleri de büyülüyor adeta.

Bu seneki Oscar ödülleri için düşünülecek olursa, sinema tarihinin başlangıcını ve gelişimini yansıtması açısından akademi üyelerinin ilgisini çekecek iki film var önümüzde: “Hugo” ve “The Artist”. Genel olarak bakılırsa Hugo, Amerikalı bir yönetmenin elinden çıkan ve Fransız sinema tarihinin başlangıcını anlatan bir yapıt. The Artist ise benzer şekilde Fransız bir yönetmenin, Hollywood sinema tarihinde sessiz filmden sesli filme geçiş dönemini konu alıyor. Akademi üyelerinin takdiri ne yönde olur bilinmez ama, başka bir ulusun yani Fransızların Akademi üyelerinin kendi (Hollywood) sinema tarihini konu edinmeleri “The Artist”e 2012 Oscar En İyi Film Ödülü’nü getirebilir.

24 Şubat 2012

Zor Ölüm 5 Başrol Oyuncusunu Buldu

“Spartacus: Blood And Sand” yıldızı Jai Courtney, aksiyon serisinin son filmi Die Hard 5’te John McClane’in oğlunu canlandıracak. Bruce Willis ise başına buyruk polis memuru McClane olarak filmde daha önce de olduğu gibi yerini alacak.

Oğul Jack McClane rolü için The Hunger Games yıldızı Liam Hemsworth da güçlü bir adaydı ve sonuçta galip gelen Courtney oldu.

Filmde Jack karakterinin, babası John’dan daha gözü kara olduğunu ispatlayan sahnelerin olacağı da bildirilen haberler arasında. Yukarıdaki resim, ikilinin resmi test çekimlerinden bir kareyi yansıtıyor. Ayrıca, filmin konusu ise bu baba oğlun Moskova’da konumlanmış bir terör örgütüne karşı mücadelesini anlatıyor.

Die Hard 5, John Moore tarafından yönetilecek. Film, “A Good Day To Die Hard” sloganıyla 14 Şubat 2013 tarihinde vizyona girecek. 

22 Şubat 2012

Yazar: Murat BONCUK

1994 yılında İstanbul’da doğdum. İlk öğrenimimi Erenköy İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Sonrasında Bahçeşehir’e taşınmamla orada bulunan Özel Bahçeşehir Anadolu Lisesi’ne kaydoldum. Orada etkinlik olarak  sinema kulübündeydim. Kulübün kapanmasından sonra karikatür kulübüne geçtim. Karikatür  çizmeye başladım ve ödül kazandım; böylece  karikatür serüvenim başladı. Hala çiziyorum ve bol bol da karikatür dergileri okumayı ihmal etmiyorum. Daha sonra tekrar Suadiye’ye taşındım ve şimdi ise Suadiye Hacı Mustafa Tarman Lisesi’nde üçüncü sınıfta eğitim görüyorum.

Sinemayla alakam küçüklüğümden beri vardı. Sinemada ilk izlediğim film Çığlık’tı ve ondan beri korku sinemasına ayrıca ilgi duymaya başladım. Çocukken izlediğim filmleri oyuncaklarla tekrar kurgulardım. Daha sonra yazıya dökmeye ve aklıma geldikçe yazmaya başladım. O sırada futbol ile ilgilendim ve bir çok amatör kulüpte oynadım. Şuan ilerde film yapmak istediğim ve aklımı kurcalayan  projeleri senaryolaştırıyorum ve ayrıca kısa film çekiyorum. Önemli sinema sitelerindeki yazarların makalelerini ve eleştirilerini takip ediyorum. Hedefim Mimar Sinan Üniversitesi’ni kazanmak ve yönetmenlik – senaristlik dalında iyi bir yere gelmek. Beni  bu sitede yazar olarak kabul eden Kadir SEVİN ve diğer yazarlara sonsuz saygı  ve teşekkürlerimi de iletiyorum.

İletişim: mboncuk@sinemayadair.com

Yazarın tüm yazılarını görmek için TIKLAYIN.

15 Şubat 2012

The Tomb: Schwarzenegger ve Stallone Aynı Filmde

Aksiyon filmlerinin tecrübeli isimleri Arnold Schwarzenegger ve Sylvester Stallone, İsveçli yönetmen Mikael Håfström’un yeni filminde beraber çalışacaklarını onayladılar. Sylvester kendi tasarımı olan bir hapishanede yanlışlıkla hüküm giyen bir yapı mühendisini canlandıracak, Arnold ise kaçış planlarına yardımcı olan duygusal tutuklu rolünde olacak. Schwarzenegger'in oynayacağı karakterin adının Church olacağı dedikoduları dolaşıyor. Bu ismin ise ünlü iki ismin beraber çalıştığı son film olan “The Expendables”da Bruce Willis’in canlandırdığı karakterden esinleniyor. 

14 Şubat 2012

The Wolverine Vizyon Tarihi Belli Oldu

Birden fazla gecikme ve yönetmen adaylarındaki yüksek profil farklılıklarından sonra, Wolverine’in pençeleri nihayet yeniden görünecek. 2009’da yayınlanan X-Men Origins: Wolverine filminin devamı niteliğinde olacak yeni projenin 23 Temmuz 2013 tarihinde beyaz perde ile buluşacağı teyit edildi. 20th Century Fox Stüdyosu, filmin çekimlerine bu sene başlanacağından emin olduğunu açıkladı.

Bir yıldan kısa bir süre önce Darren Aronofsky Japonya’da gerçekleştirilecek çekimler nedeniyle ailesinden uzun süre ayrı kalacağı endişesini belirterek projenin yönetmenliğinden çekilmişti. Haziran ayında “3:10 to Yuma” ve “Walk the Line” gibi çalışmalarıyla ön plana çıkan James Mangold yönetmenlik koltuğunun yeni ismi oldu, fakat yaşanan gecikmeler filmin çekime başlama tarihini geçtiğimiz sonbahara kadar öteledi.

Bu arada, Wolverine’i canlandıran Hugh Jackman, Broadway’de sahnelenen tek kişilik gösterisini tamamladı ve son dönemde de Tom Hooper’ın çekimleri Mart ayında başlayacak dev ekrana adaptasyon projesi olan Les Misérables için provalarını sürdürüyor. 

2 Guns: Denzel Washington ve Mark Wahlberg Aynı Filmde

Liam Neeson’ın son dönemde çektiği düşük bütçeli filmlerle tüm ilgiyi üzerine toplasa da, pek çok izleyici Denzel Washington’ın bu oyunun kitabını senelerce kullandığını unutmuş durumda. Oscar ödülünü iki kere kazanan başarılı oyuncu Washington; "Unstoppable", "The Taking Of Pelham 1 2 3", "The Book Of Eli",  "Deja Vu" ve tabi ki yeni yayınlanan "Safe House" gibi filmlerdeki zorlu rollerini geçen birkaç yıl içinde canlandırmıştı. Görünen o ki Universal, bu başarılı oyuncuyu etrafından uzaklaştırmak niyetinde değil. Bunun bir kanıtı da 16 Mart’ta vizyona girecek olan “Contraband” adlı filmin yıldızı Mark Wahlberg ile yeni bir projede bu ünlü iki ismi bir araya getirmeleri.  

Tüm gereken evrak işleri tamamlandığında Washignton ve Wahlberg çifti “2 Guns” adlı yapıtta beraber çalışacak. 

13 Şubat 2012

65. BAFTA Ödülleri Sahiplerini Buldu

En İyi Film:
The Artist

En İyi Kadın Oyuncu: 
Meryl Streep- The Iron Lady


En İyi Erkek Oyuncu:

Jean Dujardin- The Artist


En İyi Yönetmen:

Michel Hazanavicius- The Artist


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

Octavia Spencer- The Help


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

Christopher Plummer- Beginners


En Orijinal Senaryo:

The Artist


En İyi İngiliz Filmi:

Tinker Tailor Soldier Spy


En İyi Yabancı Film:

The Skin I Live in


En İyi Animasyon Filmi:

Rango


En İyi Uyarlama Senaryo:

Tinker Tailor Soldier Spy


En İyi Prodüksiyon Tasarımı:

Hugo


En İyi Görsel Efekt:

Harry Potter and Deathly Hallows Part 2


En İyi Makyaj ve Saç:

The Iron Lady


En İyi Kostüm Tasarımı:

The Artist


En İyi Sinematografi:

The Artist


En İyi Montaj:

Senna


En İyi Ses:

Hugo


En İyi Müzik:

The Artist


En İyi Kısa Animasyon:

A Morning Stroll


En İyi Kısa Film:

Pitch Black Heist

8 Şubat 2012

Muhteşem Türk: Atatürk'ün En Net Ses Kaydı

Amerikan Ulusal Arşivleri’nde bulunan ve 1958 yılında Amerikalılar tarafından çekilen “The Incredible Turk (Muhteşem Türk)” belgeselinde ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şimdiye kadar duyulan en net ses kaydı bulunuyor.

1927-32 yılları arasında ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Joseph Clark Grew, basın mensuplarının karşısında Atatürk’ün yarattığı modern Türkiye’nin Amerika’nın en önemli müttefiklerinden biri olduğunu anlatırken yanı başında kendisini dikkatle dinleyen Mustafa Kemal’den “Gazi” sıfatıyla bahsediyor. Atatürk, “Gazi Mustafa Kemal” sözünü duyduğu an elçiye dönerek başıyla selam veriyor. Elçi, Atatürk’ün adının her zaman kalkınma ve modernizasyon ile birlikte anılacağını belirterek Türk milletinin hafızasında Atatürk isminin sonsuza dek yaşayacağını vurguluyor. Ardından söz alan Atatürk ise, sözlerine “Türk milleti tabben (tabiatı itibarıyla) demokrattır” diye başlıyor ve “Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin Türk milletiyle beraber olduğundan hiç şüphem yoktur” ifadeleriyle sürdürüyor.

Belgeselde İzmir’in kurtarılışı, Kurtuluş Savaşı, İran Şahı Pehlevi ve Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Latin Alfabesi’ne geçişte Mustafa Kemal’in aldığı brifing toplantısının kayıtları, Atatürk’ün manevi kızı Ülkü ile oynarken ve denize girerkenki görüntüleri de net bir şekilde yer alıyor.

Atatürk’ün en net ses kaydının bulunduğu The Incredible Turk (Muhteşem Türk) belgeselini izleyin:

6 Şubat 2012

Fragman: John Carter

Yönetmen: Andrew Stanton 


Vizyon: 09 Mart 2012

Savaş yorgunu eski bir askeri kaptan olan John Carter (Taylor Kitsch) açıklanamayan bir şekilde kendisini Mars'ta bulur. İki farklı ırkın yaşadığı bu gezegende kendisini büyük bir savaş beklemektedir. Güzel ve alımlı prenses Dejah Thoris  ve düşmanı Tars Tarkas arasındaki savaşın sonucu ve Barsoom (Mars) gezegeninin kurtuluşu onun ellerindedir. Carter sonunda  burada olmasının bir amacı oluğuna inanır. Artık yok olmak ile yüzyüze olan bu gezegen için elinden geleni yapmaya karar verir. John Carter sinema filminin fragmanını izleyin:

5 Şubat 2012

Justin Timberlake, Clint Eastwood Filmi 'Trouble with the Curve' Kadrosunda

Timberlake’in, Clint Eastwood ve Amy Adams’ın dahil olduğu “Trouble with the Curve” ekibine katılmak için görüşmelerde bulunulduğu onaylandı.

Eastwood, 2008’deki Gran Torino filminden beri ilk oyunculuk deneyimini yaşayacağı  Trouble with the Curve  filminde, spor alanında bir sonraki büyük yıldızı bulmak için kızıyla (Adams) arayış içine giren yaşlı bir beyzbol oyuncusu olarak filmde rol alacak. Timberlake ise rakip oyuncu ve Adams için olası sevgili rolünü canlandıracak. Ayrıca, Matthew Lillard da rakip oyuncu olarak filmde yardımcı role sahip olacak.


Eastwood’un uzun süredir yapımcı ortağı olan Robert Lorenz de filmin yönetmen koltuğunu dolduracak. Bu proje, 1993 yılında çekilen “In the Line of Fire” adlı yapıttan bu yana, Eastwood’un kendisi dışında başka bir yönetmen için oyunculuk yapacağı ilk film olacak. Çekimler ise Mart ayında başlayacak.

3. Altın Kestane Ödülleri Açıklandı

Online sinema dergisi Arka Pencere’nin düzenlediği ve 2011’de gösterime giren yerli filmler arasından en fenalarının seçildiği 3. Altın Kestane Ödülleri açıklandı.

En Fena Kadın Oyuncu Performansı:
Hande Subaşı (Anadolu Kartalları)

En Fena Erkek Oyuncu Performansı:
Yaşar Alptekin (Bendeyar)

En Fena Film:
Ay Büyürken Uyuyamam (Şerif Gören)

En Fena Yönetmen:
Ömer Vargı (Anadolu Kartalları)

Alarm Zili Ödülü:
İsmail Hacıoğlu (Sinyora Enrica İle İtalyan Olmak)

Altın Çıngırak Ödülü:
Şirin Sever ve Engin Altan Düzyatan

Jüri Özel Ödülü:
Hıncal Uluç

!f İstanbul Bağımsız Film Festivali Başlıyor!

Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11.si yapılacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor!  Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri Hit Filmler bölümünde Digitürk işbirliğinde yerini aldı. 2012 senesine özel yeni bölümleri arasında NTV işbirliğinde People Power/Arka Bahçe, CNBC-e ortaklığında e-şıkkı ve Turkcell Profesyoneller Kulübü’nun sunduğu Yol bölümü var. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler ise gnctrkcll ortaklığında.

!f İstanbul’un bu seneki sürprizlerinden biri ise müzik filmleri, partileri ve etkinliklerini Adidas Originals ana sponsorluğunda !f Music başlığı altında toplaması ve ünlü İngiliz besteci Micheal Nyman gibi konukların da katılımıyla genişletmesi.

Festival 16-26 Şubat tarihleri arasında AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 1-4 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 2-4 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.

Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor.  

13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet ve 1 gece yarısı seansı bileti 40 TL olacak.

Festival ile ilgili tüm gelişmeler www.ifistanbul.com adresinden takip edilebilir.