Martyrs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Martyrs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2012

Martyrs: Modern Gore

Fransız sinemasının “gore” dediğimiz, içinde her türlü kan, şiddet, sadistlik gibi bütün unsurları görebiliceğimiz sert bir film.

Türkçe ismiyle “İşkence Odası” diye adlandırılan bu film, Fransız dehşet sinemasında şimdiden iyi bir yer edinmiş gözüküyor.

1970’lerin Fransa’sında Lucie adında genç bir kız işkence ve şiddete maruz kaldığı yerden kaçmayı başarır. Vücudunun bir çok yerine işkence uygulanmış fakat hiçbir kaçırılma ya da taciz izi yoktur. En sonunda doktorların kontrolünden geçer ve bakımevi gibi bir yerde kalmaya başlar. Ama yaşadığı dehşetin etkisi sürmeye devam eder. Aradan on beş yıl geçer ve Lucie bu sefer ona bu acıları yaşatanlardan intikam alma kararı alır. Silahlı baskın yaptığı evde bütün aileyi öldürür. O sırada yanında Anna isminde arkadaşını da almıştır. Tüm aile katledilse de olay orada son bulmaz. Yaşadığı travmalardan sonra iyice deliren Luice halüsilasyonlar görmeye başlar ve en sonunda kendini öldürür. Yalnız başına kalan Anna için ise durum beklendiğinden daha dehşet verici olacaktır…

Başrollerini Mylene Jampanoi ve Morjana Aloui’nin paylaştığı film vahşet unsurlarıyla, gerilimiyle insanı ürkütmeye ve germeyi başarıyor. Filmde ufak bir yer edinen sürpriz isim ise henüz 19 yaşında kendi parasını biriktirip yaptığı ve Cannes Film Festivali’nde yankı uyandıran “I Killed My Mother (Annemi Öldürdüm) filmiyle tanınan Xavier Dolan var.

Lucie’nin işkence gördüğü yerden kaçışıyla başlayan film temposunu hiç düşürmüyor. Sadece sonuca varınca biraz durgunlaşıyor o kadar. Lucie’nin halüsilasyonu olan insan - yaratık karışımı kadın, belki de çoğu korku filminde göremeyeceğimiz kadar gerçekçi.

Film gerilimini yaratırken karanlık bir ortam yaratmıyor. Hatta bazı sahneler gayet aydınlık yerde geçiyor. Burada aile filmlerinizde görebiliceğimiz bir görüntü yönetimine yer veriyor; fakat bu filme hiçbir olumsuzluk katmıyor, tam tersine kendi farklılığını yaratıyor.

Her ne kadar bir “gore” olsa da İbret verici, insanı şoka sokan, vahşetin tüm imkanlarını sonuna kadar kullanan bu filmi izledikten sonra tek düşündüğüm şey ise sabahı nasıl getireceğimdi…

Yazar: Murat Boncuk

Martyrs (İşkence Odası) filmine 2009 yılında yapılan diğer kritik: 

3 Mayıs 2009

Martyrs: Diğer Yaşama Tanık Olanlar

Bütün filmlerinin senaryosunu da kendisi yazan yönetmen Pascal Laugier’in 2004 yapımı çıkış filmi “Kutsal Bakire(Saint Ange)”den sonraki uzun metraj gerilim – korku türü çalışması “İşkence Odası(Martyrs)”. Fransa – Kanada ortak yapımı filmin orijinal dili de Fransızca. Yönetmenin bu filmi, 2008’de İspanya’da gerçekleştirilen ‘Sitges – Catalonian Uluslararası Film Festivali’nde en iyi film dalında aday gösterilmiş.

Ayrıca Pascal Laugier, 2011 yılında vizyona girmesi planlanan Clive Barker’ın “Hellraiser”ını senaryolaştırıp yönetecek.

Film tüyleri ürpertmeye açılış sahnesinden başlıyor. Öyle ki, yara bere içindeki bir kız çocuğu korkmuş ve kendini bilmez bir şekilde bir yerden kaçarak uzaklaştığını görüyoruz. Daha sonra yetimhaneye alınan kız yaşadığı olay hakkında kimseye bir şey söylemiyor ve kimseyle arkadaşlık etmiyor. Bu psikolojisi bozuk kıza sadece Anna adında yine yetimhanedeki çocuklardan biri arkadaşlık ediyor. Hatta bu zavallı kızın en iyi arkadaşı oluyor ve yetimhane görevlileri Anna’yı onun annesi gibi görüyorlar. Aradan 15 yıl geçmesine rağmen yine dost olduklarını fakat Lucie’nin hala psikolojisinin bozuk olduğunu görüyoruz.

Aradan geçen 15 yıl Lucie’nin intikam duygularını delilik derecesinde beslemiş ve 15 yıldan beri hayaller gören şizofreni hastasına dönüştürmüştür. Çılgına dönen kız, 15 yıl önce kendisine işkence edenleri bulduğu gerekçesiyle müstakil bir evi basar ve içeride klasik katil-kurban kovalamacası başlar. Bu sahneler eve gelen katilin ani tüfek patlaması ile Amat Escalante’nin “Los Bastardos(Piçler)”, ayrıca tek farkı kurbanlarla oynanması olan Michael Haneke’nin “Funny Games U.S.” filmlerini anımsattı.

Bundan sonra sürekli bu evde geçecek olan sahnelerde yönetmen Pascal Laugier, özellikle şizofreni nedeniyle görülen yaratık hayaliyle ve ani çıkışlarla izleyicide gerilimin dozunu çok iyi ayarlıyor.

Evde yaşanan olaylardan sonra Anna pek çok sırrı ortaya çıkaracak, belki de en baştan beri Lucie’nin söylediği bazı şeyleri inanmaya başlayacak. Filmin Türkçe’ye çevrilmiş ismi olan işkence odasını da keşfetmiş olacak. Film bu noktadan sonra sanki ayrı bir senaryo ile yönetilmiş gibi seyir alıyor.

Ruhani(göreceli) bir örgüt ve başındaki kadının, “İşkence görmek başka bir şeydir, işkence görenler olağan üstü olurlar.” demesiyle örgütün yıllardır işkenceyle neden uğraştıklarını anlar gibi oluyoruz fakat öncelikle Anna’nın işkence gören bir kurbana yardım ederken kendisinin kurban düştüğünü görüyoruz. Bundan sonra filmin sahneleri biraz sıkıcı olmaya başlıyor. Çünkü işkence gören bir kurbanın odada neler yaşadığı defalarca tekrar edilerek gösteriliyor. Aynen bozuk plak gibi sürekli aynı şeyler gösteriliyor; yemek-dayak-yalnızlık...

Final yaklaştıkça bir gerilimden çok daha anlamlı ve dramatik hale gelen film delilikle akıl, yaşamla ölüm arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu izleyenlere kanıtlıyor. Yunanca ismi ‘marturos’ olan martyr ‘tanık’ demekmiş. Diğer yaşamın tanığı...