Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

8 Ağustos 2008

‘Mistik Olay’ Hangimiziz?

“Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece dört yıl ömrü kalır” (Albert Einstein)

İlginç değil mi?

Yazıya geçmeden önce bunu bir düşünmenizi istiyorum.

Senarist ve yönetmenliğini, M. Night Shyamalan’ ın üstlendiği, başrollerini Mark WAHLBERG, Emmy Ödüllü John LEGUIZAMO ve Zooey DESCHANEL’ın paylaştığı The Happening (Mistik Olay), son yıllarda çekilen, doğadaki işleyişin hızla sekteye uğradığı ve bunun sonucu oluşacak tehlikelere dikkat çekmeye çalışan son filmlerden.

M. Night Shyamalan, bir açıklama ile New York’a yaptığı bir araba yolculuğu sırasında yolun sağında ve solunda gördüğü ağaçların, bir anda aklında oluşan “Bir gün doğa bize karşı olursa başımıza ne gelir?” sorusunun bu filmi çekmesindeki etken olduğunu belirtmişti.

Film, başlamasıyla birlikte Shyamalan’ın sorusuna cevap olacak garip olaylar içerisine atıyor seyirciyi. New York’taki bir parkta, tüm insanların ilk önce konuşurken saçmalamaya başlaması arkasından hareketsiz kalması ve son olarak kendini bir şekilde öldürmesi sahneleri peş peşe geliyor. Bunlardan en etkilisi bir şantiyenin çatısından kendilerini boşluğa bırakan inşaat işçilerinin görüntüsü. Merak dolu gözlerle, Neler Oluyor? sorusunu sordurarak amacına da ulaşıyor zaten.

Filmin ilk sahnesi, mistik olay sahnesi olsa da olup biteni anlama evresi bir sınıfın içinde Albert Einstein ‘ın yukarıdaki sözü üzerine öğrenciler arasında yapılan tartışma ile geçiyor. Shyamalan bir doğa olayı ile karşı karşıya olunduğunun hissedilmesini ve merakın zirve yapmasını amaçlamış. Bir yandan da ipuçlarını ilk sahneden vermeye başlayarak rüzgârla birlikte sallanan ağaçların görüntüsüne yer vermiş.

Arıları bir kenara koymadan önce, kısa bir süre evvel gösterime giren bir animasyon olan “Arı Filmi” nin hakkını teslim etmek gerek. Albert Einstein’ın sözünün belgesi niteliğinde olan bu animasyon, arıların insanoğlu üzerindeki önemini gözler önüne sermişti. Mistik Olay filminin ilk dakikalarında akla gelen ilk unsur bu animasyondu diyebilirim.

Tüm bunlara ek olarak günümüzde var olan bir “Küresel Isınma” gerçeği ve henüz tam sonucu bilinmemesine rağmen ortaya atılan kıyamet teorilerine bir cevapta vermek istiyor Mistik Olay. “Doğanın bir gidişatıdır, hiçbir zaman anlayamayacağız” tezi savunuluyor film boyunca ve bu tezlerinin doğrulunu verdiği birkaç garip doğa olayı ve aniden kesilmesi ile desteklemek istiyor. Bir amacı da, filme ani bir son veya devam filmlerine yatırım olarak nitelendirilebilir.

Sonrasında şehirden kaçışlar başlıyor fakat diğer şehirlerden de mistik olay haberleri gelince ne olup ne bittiğini öğrenmenin vakti geliyor. Bu sırada filme giren bir bitki yetiştiricisinin “Tütün bitkisi, tırtıllar tarafından saldırıya uğradığında sadece tırtılları öldürecek kimyasal salgılarlar” sözleri son ipucu oluyor.

Sonuç olarak filmin, bitkilerin insanları tehdit olarak görmeye başlaması ve sadece insanların kendi kendilerini öldürmeye itecek özel kimyasal salgılaması ile oluşabilecek faciayı anlatması gibi hedefi var.

M. Night Shyamalan’ı senaristlik konusunda tebrik etmek gerek ölçü bu film olunca. Sonuçta testlerle kanıtlanmış bitkilerin bir kimyasal gerçeği var. Ayrıca insan sesine verdikleri tepkiyi de unutmamış ve onun da testlerle kanıtlandığını belirtmiş.

Ancak konu bu kadar sağlam yakalanmışken birkaç sahne dışında film o kadar sürükleyici değil. Mistik olay ile başrollerin karşılaşma sahnesi çok yapmacık ve üzerinde pek uğraşılmadığı çok açık. Konunun bu kadar etkileyici olmasının ve bu noktaya kadar sürekli bir patlama ortamına hazırlatılmış seyirci beklentilerinin de filmin konusu kadar etkileyici olması ikinci plana atılmış gibi.

Müzik seçimleri inanılmaz kötü. En önemli sahnelerde bile arka fonda uyutmaya çalışan bir tıngırtı söz konusu. Oyunculardan Zooey DESCHANEL senaryodaki konumu itibariyle elinden geleni yapmasına rağmen çok silik kalmış, gözleri filme yaptığı en büyük katkı diyebilirim. Mark WAHLBERG’ e gelince, bu tarz bir filme gidecek bir yüz olduğunu düşünmüyorum. Çok tutuk bir hali var film süresince.

Durum böyle olunca, elinde bir savaş gemisi olan yönetmenin bunu havuzda kullanmaya çalışması gibi bir durum çıkıyor ortaya benim gözümde.

Filmin bir de açık kapısı var. Amerika’nın kuzeydoğusunda ansızın başlayıp ansızın biten mistik olay (temelleri atıldığı gibi) Fransa’ da meydana geliyor 3 ay sonra. Devam filminde, Shyamalan’ın savaş gemisini denize indirmesini bekliyorum kendisinden.

Birkaç benzetme ile filmin teknik olarak kısa bir özetini yapmak istiyorum. Karanlıkta merdiven çıkan bir insanın son basamakta olmasına rağmen bir basamak daha olduğunu zannedip düştüğü durum veya birinin şaka yapmak amacıyla tokat atmak için elini kaldırdığında gözlerin kapatılıp kasılmak fakat beklenen tokadın yerine bir gülme sesinin gelmesi sonrası düştüğü duruma düşürüyor Mistik Olay seyircisini.

Fakat güzel bir mesaj verdiği de çok açık. Bitkilerin bize yaptığı mı Mistik Olay? Yoksa bizim yaptıklarımız bitkiler için mi Mistik Olay?


PremierGrup

Murat SÜNTER

0 yorum: