İhtiyarlara Yer Yok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İhtiyarlara Yer Yok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2008

Hollywood’un Sonu En Berbat Biten 10 Filmi


Hollwood.Com sonu en kötü biten filmleri açıkladı. İşte liste:

1- Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü

2- Yıldız Savaşları Bölüm 6: Jedi’ın Dönüşü

3- Dünyalar Savaşı

4- The Abyss

5- Sudaki Kız

6- Avustralya

7- Haberler (Broadcast News)

8- Ocean’s Eleven

9- Indiana Jones: Kutsal Kafatası Krallığı

10- İhtiyarlara Yer Yok

30 Mart 2008

İhtiyarlara Yer Yok, Oscar’a Yer Çok!

‘En iyi film’, ‘en iyi yönetmen’, ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ ve ‘en iyi uyarlama senaryo’ dallarında Oscar kazanan “İhtiyarlara Yer Yok / No Country For Old Men”, Cormac McCarthy’nin 2003 yılında yayınlanan ve büyük başarı kazanan aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlandı.


Cormac McCarthy’nin yarattığı karmaşık karakterler ve sembolik temalar, eserde öylesine geniş kapsamlıydı ki, kitap sayfalarının gücünü çarpıcı görüntülere ve ilginç diyaloglara dönüştürecek yönetmenin de en az McCarthy kadar zengin bir hayal gücüne ve dehaya sahip olması gerekiyordu.

CormacMcCarthy’nin kaleme aldığı karakterlerin gizemli zekasını ve ruh hallerini beyazperdeye aktarmak için Amerikan sinemasının iki gözde yönetmeni Joel ve Ethan Coen kardeşlerden daha iyisi hayal edilemezdi.

Yönetmenliğe kara mizah klasiği “Blood Simple” ile başlayan, ardından “Raising Arizona”, “Miller’s Crossing”, “Barton Fink”, Oscar ödüllü “Fargo”, “The Man Who Wasn’t There” ve “O Brother Where Art Thou?” gibi en yaratıcı sinema ürünlerini hayata geçiren Joel ve Ethan Coen, “No Country For Old Men”de kendilerine özgü karmaşık, detaylara önem veren ve kimi zaman mizah yüklü bakış açılarını esere yansıtıyorlar. Sonuç ise, karşı konulması mümkün olmayan, hipnotize edici ve aksiyon yüklü bir sinema filmi başyapıtı oluyor.

Hikayenin odak noktasında ters giden bir uyuşturucu ticaretinden geriye kalan milyonlarca doları tesadüfen bulan Llewelyn Moss ile onun peşine düşen birbirinden farklı kişilikte iki adam bulunuyor. Bunlardan birisi psikopat ruhlu katil Chigurh, diğeri ise kasabanın son derece iyi ahlaklı ve temiz yürekli şerifi Bell. Yönetmen koltuğunu paylaşan Coen kardeşler, bu üç karakter arasındaki etkileşimin boyutlarını vurgulamayı oldukça iyi başarıyor.

Şeytana uyma, baştan çıkma, hayatta kalma, gözden çıkarma ve feda etme gibi kavramları öne çıkaran filmin hikayesine bir tutam sevgi ve umut ışığı gibi pozitif öğeler de eklenmiş. Ancak öykü kesinlikle bir “kara mizah” ve oldukça şiddet yüklü ve kanlı sahneler içeriyor. Bu nedenle “No Country For Old Men”in Coen kardeşlerin bugüne kadar yaptığı en şiddet dolu film olduğunu söyleyebiliriz.

Filmin en dikkat çekici özelliklerinden biri de, uyuşturucu dünyasının acımasız ruhunu temsil eden psikopat katil Chigurh rolünde izlediğimiz İspanyol asıllı aktör Javier Bardem’in alkış toplayan performansı. Başarılı performansı ile “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ına layık görülen Bardem, filme nitelik kazandıran diğer bir unsur.

Hikayenin odak noktasında, uluslararası uyuştucu ticaretinin yol açtığı kanunsuzluk ortamında, doğru ile yanlış arasında kararsız kalan karakterlerin yer aldığı “No Country For Old Men”, sadece insani dram boyutuyla değil, mizahi boyutuyla da ele alınabilecek bir çalışma.


Sinemalar com
07 Mart 2008

16 Mart 2008

80. Oscar Ödülleri

En iyi film: No Country for Old Men
En iyi yönetmenr: The Coen Brothers - No Country for Old Men
En iyi erkek oyuncu: Daniel Day-Lewis - There Will Be Blood

En iyi kadın oyuncu: Marion Cotillard - La Vie En Rose
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Javier Bardem - No Country for Old Men
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Tilda Swinton - Michael Clayton
En iyi özgün senaryo: Diablo Cody - Juno
En iyi uyarlama senaryo: Joel and Ethan Coen - No Country for Old Men
En iyi yabancı film: The Counterfeiters - Avusturya
En iyi animasyon: Ratatouille
En iyi kısa metrajlı animasyon film : Peter and the Wolf
En iyi kısa metrajlı belgesel film: Freeheld
En iyi uzun metrajlı belgesel film: Taxi to the Dark Side
En iyi sanat yönetmeni: Sweeney Todd
En iyi görüntü yönetmeni: Robert Elswit (There Will Be Blood)
En iyi kostüm: Alexandra Byrne (Elizabeth: The Golden Age)
En iyi makyaj: Didier Lavergne ve Jan Archibald (La Vie en Rose)
En iyi şarkı: “Falling Slowly” - Once, Glen Hansard ve Marketa Irglova
En iyi görsel efekt: The Golden Compass
En iyi özgün müzik : Dario Marianelli (Atonement)
En iyi kurgu: The Bourne Ultimatum
En iyi kısa metrajlı film : Live Action Short: Le Mozart Des Pickpockets
En iyi ses kurgusu : The Bourne Ultimatum
En iyi ses miksajı: The Bourne Ultimatum

20 Şubat 2008

Oscar’a Doğru…

24 Şubat gecesindeki 2008 Oscar Töreni yaklaştıkça heyecan ve merak da artıyor… 80. Akademi Ödülleri için adayları değerlendirmeye başlamadan önce, Oscar’da şimdiye kadar neler olup bitmiş bazı veriler ve istatistiklerle göz atalım…

Öncelikle son 5 yılın Oscar alan filmlerine bakalım:

2003 – En iyi film dahil olmak üzere 6 dalda Oscar’a, ayrıca 3 Altın Küre ve bir de BAFTA ödülüne layık görülen “Chicago

2004 – Deyim yerindeyse fantastik dünyada yeni bir kapı açan Peter Jackson’un Yüzüklerin Efendisi serisinin son filmi “Kralın Dönüşü” en iyi film dahil olmak üzere 11 dalda Oscar alarak, Ben-Hur ve Titanic ile birlikte rekora ortak oldu.

2005 – Garsonluktan boksörlüğe uzanan hikayesiyle Hilary Swank’ın canlandırdığı Maggie, ve tabi ki Clint Eastwood’un başarısı “Million Dollar Baby

2006 – Los Angeles’ta birbirini tanımayan insanların otuz altı saatte birbiriyle nasıl tanıştıklarını konu alan “Crash” aynı zamanda en iyi orijinal senaryo Oscar’ının da sahibi olmuştu.

2007 – ve 1929’dan bu yana süre gelen Oscar Törenleri’nde son Oscar Ödülü’nü alan film “The Departed (Köstebek)” 79. Oscar Akademi Ödülleri Töreni’nden tam 4 ödülle ayrılmıştı…

Bilgilerimizi tazeleyecek verilerle devam edelim: Son 5 yılın;

En İyi Yönetmen Oscarları:

2003 – Roman Polanski (The Pianist)

2004- Peter Jackson (Kralın Dönüşü)

2005- Clint Eastwood (Million Dollar Baby)

2006- Ang Lee (Capote)

2007 – Martin Scorsese (Köstebek)

En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Oscarları:

2003 – Nicole Kidman (The Hours), Adrien Brody (The Pianist)

2004 – Charlize Theron (Monster), Sean Penn (Mystic River)

2005 – Hilary Swank (Million Dolar Baby), Jamie Foxx (Ray)

2006 – Reese Witherspoon (Walk The Line), Philip Seymour Hoffman (Capote)

2007 – Helen Mirren (The Quenn), Forest Whitaker (The Last King of Scotland)

Şimdi de Oscar tarihindeki istatistiklere göz atalım;

14 Dalda Aday Gösterilmiş Filmler:

- All About Eve (1950), 6 dalda ödül kazanmış.

- Titanic (1997), 11 dalda ödül kazanmış.

13 Dalda Aday Gösterilmiş Filmler:

- Gone with the Wind (1939), 8 dalda ödül

- From Here to Eternity (1953), 8 dalda ödül

- Mary Poppins (1964), 5 dalda ödül

- Who’s Afraid of Virginia Woolf? (1966), 5 dalda ödül

- Forrest Gump (1994), 6 dalda ödül

- Shakespeare in Love (1998), 7 dalda ödül

- The Fallowship of the Ring (2001), 4 dalda ödül

- Chicago (2002), 6 dalda ödül

11 Dalda Ödül Almış Filmler:

- Ben-Hur (1959), 12 dalda aday

- Titanic (1997), 14 dalda aday

- The Return of the King (2003), 11 dalda aday

10 Dalda Ödül Almış Filmler:

- West Side Story (1961), 11 dalda aday

9 Dalda Ödül Almış Filmler:

- Gigi (1958), 9 dalda aday

- The Last Emperor (1987), 9 dalda aday

- The English Patient (1996), 12 dalda aday

En Fazla Aday Gösterilen Oyuncular:

- Merly Streep, 13 dalda aday - 2 ödül

- Katharine Hepburn, 12 dalda aday - 4 ödül

- Jack Nicholson, 12 dalda aday – 3 ödül

- Bette Davis, 10 dalda aday – 2 ödül

- Laurence Oliver, 10 dalda aday – 1 ödül


İstatistikleri istemediğimiz kadar uzatmak mümkün, ancak bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. Oscar’ın yakın tarihine baktığımızda, ne yazık ki görmek isteyip de göremediğimiz ya da görmemek isteyip de gördüğümüz pek çok film mevcut… Bu konu ayrıca bir tartışma mevzusu olacağı için ayrıntıya girmiyorum.


Gel gelelim 80. Akademi Ödülleri’ne… Bildiğiniz üzere Ocak ayının son haftasında Los Angeles’taki törenle toplam 24 dalda verilecek ödüller için adaylar, Film Sanat ve Bilimler Akademisi’nin 5800 üyesinin oylarıyla belirlendi.

Californialı bir petrolcüyü konu alan “There Will Be Blood” ve unutulmaz Coen Kardeşler’in filmi “No Country For Old Men” sekizer dalda Oscar’a aday olurken, Altın Küre ve BAFTA ödüllerinde iyi bir performans gösteren “Atonement” ile “Michael Clayton” ise yedişer dalda aday gösterildiler. Ayrıca en iyi yönetmen dalında ise aynı beşliden tek bir fark vardı, Atonement yerine Julian Schnabel’in etkileyici Fransızca dram ve biyografi filmi “The Diving Bell and the Butterfly” aldı.

Şimdi Oscar adaylarını değerlendirirken, basın ve anketlere dayalı gözlemlerimi ve ayrıca kendi düşüncelerimi yazacağım…

İçlerinden birkaç film hariç, Oscar’a aday olma hakları bile tartışılacak beş adet film… Aday olmalarını burada tartışmak yerine, adayları değerlendirelim. Son Altın Küre ve BAFTA ödüllerinde başarılı bir çıkış yakalayan “Atonement”, sadece Altın Küre ile yetinmek istemiyor. Zaten Oscarlık filmlere genel olarak baktığımızda drama öğelerini yeterince fazla barındıran filmler olduğu görülür. Yani Akademi’nin gözüne girmek için yüksek bütçeli filmlere gerek yoktur, bu filmler her ne kadar sinefiller tarafından yüksek notlar alsa bile, Akademi üyelerinin ilgisini çekmeyebilir. O açıdan Kefaret Akademi üyelerini etkilemiş görülüyor. Zaten adaylar arasında biz kamuoyundan da geçer not alan filmler arasında Kefaret. Geçer not alan bir diğer film ise “There Will Be Blood” hiç şüphesiz. Şimdiden IMDb listelerinin üst sıralarını karıştıran bir film. Yeni nesil Citizen Kane olarak görülen film, IMDb Top 250 listesinde Citizen Kane’i bile geride bırakarak 21. sıraya yerleşti ve bu son yıllarda görülen en önemli hareketlerden biriydi. Coen Kardeşler Fargo’dan bu yana içeriği değil ama kendilerini geliştirmişe benziyorlar. Aynı şekilde yine bir çanta paranın ardından koşacağımız “No Country for Old Men” Top 250’de 34. sırayı yerleşse bile taraflar ve benim kanaâtime göre de Oscar heykelciğine sahip olacak gibi görünmüyor… 7 dalda Oscar’a aday olan “Michael Clayton” en iyi film haricindeki diğer 6 dal için dua etmeye başlasa iyi olur. En zayıf halka olarak gördüğüm “Juno” ise bu dalda Oscar’a aday gösterilerek ödülünü aldı bile…

Şüphesiz En İyi Yönetmen Oscarı, en merakla beklenen ödül çünkü Akademi’nin kamuoyunu -eskilerde de olduğu gibi- şaşırtacağını düşünüyorum. Pek çok kesim “Paul Tomas Anderson” ile “Coen Kardeşler” arasında kararsızlığını sürdürse de Oscar, Kelebek ve Dalgıç performansıyla “Julian Scnabel”e gidecek gibi görünüyor. Benim düşüncem Coen Kardeşler’i destekliyor…

Beş tane birbirinden yetenekli En İyi Erkek Oyuncu Oscar Adayları… Hiç şüphesiz her biri ayrı ayrı Oscar’ı hak ediyor. Hollywood tarihinin belki de en başarılı oyuncularından biri “Tommy Lee Jones” ve ayrıca Eastern Promises’ta iyi bir performans gösteren “Viggo Mortensen” ne yazık ki bu yıl Oscar’a uzak görülüyorlar. Kamuoyundaki duruşuyla Akademi’nin antipatisini kazanan “George Clooney” ise bu sebepten dolayı ödüle uzak. Geriye kalan iki isimden “Johnny Depp” her ne kadar sevilen ve sempatik bir oyuncu olsa da bu yıl ödülü “Daniel Day-Lewis”e kaptıracak gibi gözüküyor.

En İyi Kadın Oyuncu kategorisine baktığımızda, yine çekişmeli bir durum söz konusu. Ancak “Ellen Page” için Oscar erken görülürken, “Laura Linney” içinse şansın düşük olduğu açık. Oscarlı oyuncu “Julie Christie” alzheimer hastası bir kadın rolüyle performansı göz doldururken, Edith Piaf biyografisi ile “Marion Cotillard” Oscar’ı alarak bizleri şaşırtabilir. Oscar’ın en büyük favorilerinden “Cate Blanchett” aynı yıl iki dalda Oscar’a aday olarak başarısını ortaya koydu zaten.

En İyi Özgün Senaryo için, genç bir kızın beklenmedik hamileliği ve bebeği için yaptığı planları konu alan “Juno” Oscar’a en yakın aday. Fakat en iyi film dalında da aday diğer film olan “Michael Clayton” ve senenin bağımsız filmlerinden “Lars and the Real Girl”ü de es geçmemek gerekiyor.

Her ne kadar En İyi Yardımcı Erkek Adayları arasında “Casey Affleck” bulunsa da, ödül hiç şüphesiz “Javier Bardem”e gidecek…

Belki de en belirsiz kategori En İyi Kadın Oyuncu Ödülü… Akademi belki de iki dalda aday olan “Cate Blanchett”e en azından bu ödüle layık görebilir ya da Gone Baby Gone performansıyla “Amy Ryan” Oscar’a en yakın isim.

Takva’yı da adaylar arasında görmek istediğimiz, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını Yahudi-Nazi konusunu işleyen “The Counterfeiters” kazanacak gibi. Ancak bir Kazak filmi olan “Mongol” bu ödülü alsa fena olmazdı…

Adaylar açıklandığında tepkisiz kalamadığım bir kategori En İyi Animasyon Oscar’ı… Amerika’nın Springfield kasabalarından birinde geçen ancak tüm Amerika’yı ve Dünya’yı ilgilendiren konularıyla belki de Dünya’nın en ünlü ailesi haline gelmiş bir dizinin filmi ‘The Simpsons Movie’. Ne yazık ki Akademi Simpsonlar’ı sadece eğlence faktörü olarak görmüş olmalı ki Oscar’a layık görmedi. Fakat Matt Groening’e yapılan bir haksızlık olarak görüyorum bunu… İlginç ve gerekli içeriği ile “Perspepolis” Oscar’ı hak ediyor; ancak Akademi Pixar’a oyunu verecektir ve “Ratatoluille” ipi göğüsleyecektir.

Diğer kategorilerdeki dikkat çeken filmlere de göz atalım… En İyi Orijinal Film Müziği Ödülü “Once”a gidebilir. En İyi Kostüm kategorisinde “Karayip Korsanları: Dünya’nın Sonu” olmaması, ödülü “Sweeney Todd”un alması anlamına geliyor. Aynı şekilde, En İyi Makyaj’da da “Sweeney Todd”un bulunmaması, ödülü “Karayip Korsanları: Dünya’nın Sonu”na kazandıracaktır. Bu yıl çok beğendiğim bir film olan “3:10 to Yuma” umarım en azından aday olduğu En İyi Müzik Ödülü’nü kazanır. En İyi Görsel Efekt’te de iki film kapışıyor. Milyon dolarlık bütçesiyle “Altın Pusula” Oscar’ı “Karayip Korsanları: Dünya’nın Sonu”na kaptırmayacaktır. Bu sefer Amerika’daki sağlık sorununu ele alan Michael Moore “Sicko”su ile En İyi Belgesel Oscarı’na yakın…

Geçmişten günümüze ve önümüzdeki Oscar’dan notlar bu kadar. Umarım Oscar heykelciklerine hak eden filmler ve isimler sahip olur. Oscar Ödülleri’nin en önemli amacının, Oscar’a sahip olmak isteyen yönetmen ve oyuncuların her geçen sene daha çok çaba göstererek daha kaliteli yapımlarla Dünya sinema sektörünü geliştirmeleri olarak görüyorum…

23 Ocak 2008

Oscar Adayları Açıklandı

80’inci Akademi Ödülleri için adaylar Los Angeles’taki törenle açıklandı. Toplam 24 dalda verilecek ödül için adaylar Film Sanat ve Bilimleri Akademisi’nin 5.800 üyesinin oylarıyla belirlendi.

Manevi değerlerin çözülmesini konu alan Coen kardeşlerin filmi ‘No Country for Old Men’ ile Californialı bir petrolcü etrafında gelişen ‘There Will be Blood’ sekizer dalda aday gösterildi.


Altın Küre ödülleri ve BAFTA adaylıklarında parlak bir tablo çizen ‘Atonement’ (Kefaret)
ile “Michael Clayton” ise yedişer dalda adaylığa layık bulundu.


En iyi yönetmen dalının listesinde ise yine aynı beşliden dördü yer aldı. Ancak Atonement liste dışı kaldı, yerine Julian Schnabel’in Fransızca filmi “The Diving Bell and the Butterfly” aday gösterildi.


Oscar ödüllü Cate Blanchett bu yıl Kraliçe Elizabeth rolüyle en iyi kadın oyuncu dalında (Elizabeth: The Golden Age) adaylar arasında yer alırken, Bob Dylan’ı canlandırdığı ‘I’m Not There’ ile en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında da aday oldu.

Ayrıca bu yılın onur ödülü Robert Boyle’a verilecek…


En İyi Film

Atonement
Juno
Michael Clayton
No Country for Old Men
There Will Be Blood

En İyi Erkek Oyuncu

George Clooney (Michael Clayton)
Daniel Day-Lewis (There Will Be Blood)
Johnny Depp (Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street)
Tommy Lee Jones (In the
Valley of Elah)
Viggo Mortensen (Eastern Promises)


En İyi Kadın Oyuncu

Cate Blanchett (Elizabeth: The Golden Age)
Julie Christie (Away from Her)
Marion Cotillard (Môme, La)
Laura Linney (The Savages)
Ellen Page (Juno)


En İyi Yönetmen

Paul Thomas Anderson (There Will Be Blood)
Ethan Coen ve Joel Coen (No Country for Old Men)
Tony Gilroy (Michael Clayton)

Jason Reitman (Juno)
Julian Schnabel (The Diving Bell and the Butterfly)


En İyi Özgün Senaryo

Juno : Diablo Cody
Lars and the Real Girl :
Nancy Oliver
Michael Clayton : Tony Gilroy
Ratatouille : Brad Bird

The Savages : Tamara Jenkins


En İyi Yardımcı Erkek
Oyuncu

Casey Affleck (The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford)
Javier Bardem (No Country for Old Men)
Philip Seymour Hoffman
(Charlie Wilson's War)
Hal Holbrook (Into the Wild)

Tom Wilkinson (Michael Clayton)

En İyi Yardımcı Kadın
Oyuncu

Cate Blanchett (I’m Not There)
Ruby Dee (American Gangster)
Saoirse Ronan (Atonement)

Amy Ryan (Gone Baby Gone)
Tilda Swinton (Michael Clayton)


En İyi Animasyon

Perspepolis
Ratatouille
Surf’s Up

Yabancı Dilde En İyi Film

Beaufort - İsrail
The Counterfeiters - Avusturya
Katyn - Polonya
12 - Rusya
Mongol – Kazakistan

En İyi Orijinal Film Müziği

August Rush ("Raise It Up")
Enchanted ("Happy Working Song")
Enchanted ("So Close")
Enchanted ("That's How You Know")
Once (“Falling Slowly” )


15 Ocak 2008

2008 Sineması

2007 yılını ‘bir şekilde’ geçirdikten sonra “yeni yıl! yeni yıl!” diye kutlayarak girdiğimiz 2008 senesi geldi, geçiyor bile... 2007’de sinema adına neler yaşadık, beklentilerimiz karşılandı mı, göze çarpan filmler hangileriydi? Gibi soruların yanıtlarını yeni yıl haftasında yayınlanan pek çok kritikten okudunuz. O yüzden bu sorulara yanıt aramak yerine, önümüze yani 2008 yılında sinemalarda neler yaşayacağız onlara kısaca bir göz atalım...

Ocak ayını yaşadığımız şu günlerde 2008’in ilk filmleri de vizyona girdi. Açılışı, aslında 2007 filmi olan fakat Türkiye’de peyaz perde için 2008’i bekleyen ‘Büyük Hazine: Sırlar Kitabı’ ile yapalım. Yine Nicolas Cage ile gizemli ve aksiyon dolu bir serüvene koyulduk, bu sefer sadece ABD başkanının bildiği gizli bir kitap, gizemli ve karmaşık kilitlere anahtar oldu. Aynı hafta bu sefer ‘Yargısız İnfaz’ ile yine ABD’nin sadece üst düzey federal güçlerin bildiği ve “Amerika’da işkence olmaz(!)” lafıyla kirli işlerini yine Ortadoğu İslam ülkelerine yaptırdığı gizli soruşturmaya tanık olduk. Ve senenin ilk korku-gerilim filmiyle tanıştık: ‘Ölüm Bekçisi’

Bir ‘perşembe’ günü çıkagelen iki yeni Türk filmi... Beklentisi olan seyirciğe yine beklentilerini boşa çıkartan devam filmi: ‘Çılgın Dersane Kampta’ Bu vasat gençlilk komedi filmi ile birlikte, pek çok Türk insanını eğlendirdiğini düşündüğüm Maskeli Beşler, üçlemesini yaparak ‘Maskeli Beşler Kıbrıs’ olarak çıktı karşımıza.

Yılın başlagıcında tecrübeli oyuncularla romantik bir dram yaşamak istiyorsanız: ‘Benim Aşk Pastam’ sizleri bekliyor hem de bizde de çok sevilen Wong Kar Wai’nin yönetmenliğinde.

Bu hafta vizyona girecek filmlere dikkat çekmek isterim. Çünkü Danzel Washington ve Russel Crowe’un başrollarini paylaştığı, yine Türkiye’nin 2008’i beklediği kaliteli bir yapım ‘Amerikan Gangsteri’ ile 1970’li yılların New York sokaklarında kovalamacaya tanık olacağız. 65. Altın Küre’de Julian Schnabel’e en iyi yönetmen ödülünü kazandıran ‘Kelebek ve Dalgıç’ haftanın izlenmesi gereken filmleri arasında. Geçirdiği beyin kanaması sonucu sol gözü dışında tüm bedeni felç olan Jean-Dominique’nin özyaşam öyküsü izleyenleri etkileyecek. Yeni Aman Tanrım filmi ile bizleri Jim Carrey’i aratan fakat başarılı olarak değerlendirilen oyuncu Steve Carell, ‘Şamar Oğlanı’ ile romantik komediyi deniyor. Ayrıca bir Sinan Çetin filmi olan, Türkiye’nin ilk fantastik çocuk filmi ‘Çocuk’ seyircisiyle buluşurken, aykırı müzisyen Hayko Cepkin ile de nasıl karşılanacağı merak konusu.

Gizem yüklü fragmanlarıyla, biraz sonra beyaz perdede izleyeceğiniz asıl filmi unutturan, Will Smith’in dört gözle beklenen filmi ‘Ben Efsaneyim’ bana göre 2008 sinemasına atılan erken bir gol niteliğindedir. Unutmayın bu bilim kurgu ile birlikte Çağan Irmak’ın ‘Ulak’ı da yola çıkıyor... Ayrıca o hafta senenin ilk animasyonu olarak ‘Red Kit: Batıya Hücum’ ediyor!

Öyle bir hafta gelecek ki; Dustin Hoffman ve Natalie Portman ile kendimizi fantastik bir ‘Sihirli Oyuncakçı’ da bulup, yaşlı delikanlımız Slyvester Stallone ile birlikte ‘Rambo 4’ heyecanını yaşayıp, Jack Nicholson ve Morgan Freeman ile ‘Şimdi ya da Asla’ diyeceğiz. Ayrıca Oscar ödüllü senarist Ben Affleck’in hem senaryosunu yazdığı hem de ilk yönetmenlik deneyimi olan ‘Gone Baby Gone’ ın başrollerinde yine Oscar ödüllü Morgan Freeman, Oscar adayı aktör Ed Harris ve Casey Affleck gibi yetenekler oynuyor. Üstelik bu filmle çıkış yakalayan Amy Ryan, en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar Ödülünün de favorisi.

Fahrenheit filmlerinin yapımcı senaristi Micheal Moore bu kez ‘Hasta’ projesiyle Amerika’daki sağlık sektörünün iç yüzüne odaklanarak dikkatleri çekecek gibi. D@bbe ile tanıdığımız Hasan Karacadağ bu sefer bizi ‘Semum’ ile korkutmaya çalışacak. Aynı hafta vizyona girecek filmler arasında Tom Hanks ve Julia Roberts’ın rol aldığı ‘Charlie Wilson’un Savaşı’ da var.

Başrollerini Philip Seymour Hoffman ve Ethan Hawke’nin oynadığı iki kardeşin ironik komedi diyebileceğimiz öyküsünü anlatan suç-gerilim filmi ‘Before The Devil Knows You’re Dead’ vizyonda seyircisiyle buluşuyor. Ayrıca aksiyon filmlerinden tanıdığımız yetenekli oyuncu Jason Statham ‘In The Name Of The King’ filmi ile bu sefer bizleri fantastik bir maceraya sürükleyecek.

Önemli bir tarih 15 Şubat... 2 dalda Altın Küre Ödülünü (en iyi film, en iyi erkek oyuncu) kazanan ‘Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi’ Türkiye’de gösterime giriyor. Şüphesiz Tim Burton ve Johnny Depp birlikte mükemmel filmlere imza atabiliyorlar. Bu film de onlardan biri ve aldığı ödüllerin hakkını veren bir film. Bu arada Johnny Depp’i şarkı söylerken görmek için sabırsızlanıyoruz! Danie Day-Lewis’e en iyi erkek oyuncu Altın Küre Ödülünü kazandıran ‘There Will Be Blood’ filmi de haftanın en iyilerinden olacaktır tabiki. Filmin “Citizen Kane” ile mukayese edilmesi ise özellikle dikkat çekici. Bu tarih önemli demiştik çünkü daha bitmedi, bu hafta vizyona giren filmlerin hepsi harika olacak! Sırada, dünyaca ünlü LOST dizisinden tanıdığımız isim J.J Abrams yapımı, Blair Cadısı serisini andıran ‘Cloverfield’ filmi vizyona giriyor. Henüz bitmedi, sizleri tadında bir komedi bekliyor olacak. Piyanist ile ünlenen Adrien Brody ve diğer iki arkadaşının trajikomik hikayesi ‘The Darjeeling Limited’ ile anlatılıyor.

Yine trajikomik bir öyküyle devam edelim, yönetmen koltuğunda Hamdi Alkan’ı gördüğümüz ‘Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım’ ilginç hikayesiyle dikkatleri çekiyor. Derken Jessica Alba ‘Awake’ ile karşımıza çıkacak! Ne yazık ki oyunculuk yerine taklitçiğin kullanıldığı bir Şahan Gökbakar filmi ‘Recep İvedik’ Türk insanını güldürmeye çalışacak...

Stephen King’in romanından uyarlanan bir gerilim olan ‘Öldüren Sis’ şimdiden merak uyandırdı bile. Ayrıca çok ilginç ve bir o kadar da yankı uyandırak gibi duran ‘M.Ö. 10.000’ ile büyük bir serüven bizleri bekliyor. Ertelenen vizyon tarihiyle usta oyuncumuz Zeki Alasya’nın başrol aldığı ‘Hayattan Korkma-Sacayağı’ bizleri ağlatacağa benziyor.

Yine iki dalda Altın Küre Ödülü (en iyi yardımcı erkek, en iyi senaryo) kazanmış bir film: ‘No Country For Old Men’ Aldığı ödüllere bakılırsa, kaçırmamamız gereken bir yapım. Zaten Fargo’daki gibi bir bavul paranın peşinde koşacağımız bu film, Amerika’da şuan en çok beğenilen film ve Javier Bardem senenin en iyi performansını gösteriyor. Filmi izleyen Coen fanatiklerinin gördükleri rüya kuşkusuz yönetmen oscarı olacak.

Mart ayında kaliteli korku filmleri bizleri bekliyor. ‘The Orphanage’ ve Cevapsız Arama serisinin ABD versiyonu ‘One Missed Called’ izlenebilir korku-gerilim filmleri olacak gibi. Ayrıca özellikle çocukların seveceği fantastik bir macerayı konu alan ‘The Spiderwich Chronicles’ ilgi uyandırabilir.

Mayıs ayında bir Warner Bros yapımı ‘Speed Racer’ vizyon alarak aileden kalma yarış hırsı ve mücadelesi bizleri saracak. Filmde yine LOST dizisinden tanıdığımız Matthew Fox rol alıyor ve filmin yönetmenliğini, Matrix’ten hatırlayacaksınız, Wachowski Kardeşler yapıyor. Aynı ay bir bilim kurgu çizgi roman uyarlaması olan ‘Iron Man’ hayranlarıyla buluşacak. Bu ayın sonunda çok konuşulacak bir film, Dünya genelinde pek çok izleyicisi olan bir dizinin filmi ‘Sex And The City: The Movie’ hayranlarının karşısına çıkacak.

Köpek Askerler ve Cehenneme Bir Adım gibi filmlerle kendinden söz ettiren ve bizleri korkutmayı başaran Neil Marshall bu kez ‘Doomsday’ ile adrenalinizi yükseltecek!

Altın Küre en iyi şarkı ödülünün sahibi ‘Into The West’ dramatik bir yaşam öyküsüyle bizleri etkileyecek gibi görünüyor. Aynı şekilde Cate Blanchett’e en iyi yardımcı kadın Altın Küre ödülünü kazandıran ‘I’m Not There’ izleyecekleri memnun edecek gibi. Efsane müzisyen Bob Dylan’ı filmde 6 ayrı oyuncunun canlandırması ve bunlardan birinin Blanchett olmasını da dipnot olarak ekleyelim.


2006 yapımı fakat Türkiye’de yine 2008’i bekleyen bir İrlanda filmi olan ‘Once’, müzikal romantik-drama olarak IMDb’den geçer not almış ve zaten küçük bütçeli bağımsız film için yılın en özgün, samimi ve ilham verici etiketleri yapıştırıldı bile.

Bu yıl vizyona girecek filmler arasında, benim merakla beklediğim başrolleri Oscar kraliçesi Meryl Streep ile yakışıklı ve karizmatik oyuncu biz onu 007 James Bond olarak tanıyoruz Pierce Brosnan’ın paylaştığı ‘Mamma Mia!’ çok güzel bir romantik komedi olacak.

Sarıkamış Harekatı film oluyor! İsmail Bilgin’in ‘Sarıkamış-Beyaz Hüzün’ adlı kitabından beyaz perdeye taşınacak filmde, başrolde Özcan Deniz yer alacak. Ayrıca Fikret Kuşkan ve İsmail Hacıoğlu gibi isimler de filmde rol alacak. 1914'te Sarıkamış Allahuekber Dağları’nda donarak şehit olan 90 bin askerin dramını anlatacak olan filmin Ekim ayında vizyona girmesi bekleniyor.

Ayrıca yine Disney-Pixar işbirliği olan ve iddalı olduklarını söyleyen yapımcılar ‘Wall-e’ ile animasyon dünyasında kaldıkları yerden devam edecekler.

2008 yılı serilerin devam yılı...

‘Aliens vs Predators: Requiem’ filmi ile nefes kesen mücadele kaldığı yerden devam edecek.

‘Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull’ Steven Spielberg 1980’lerde başlayan macerayı devam ettirme düşüncesinde. Yine yaşlı delikanlı diyebileceğimiz bir oyuncu Harrison Ford ve usta yönetmenimizin vazgeçemediği, genç yükselen yıldız Shia LaBeouf’un aksiyon, gizem ve macera dolu serüveni mutlaka izlenmeli.

‘The Chrocnicles of Narnia: Prince Caspian’ kötüleri yenmek için bu sefer adanın genç prensi Caspian ve güçlü Aslan’la ittifak kurulacak.

‘Son Durak 4’ sanırım henüz son durağa gelmedik!...

‘Tha Dark Knight’ kahramanımız Batman’in bu sefer ki rakibi Joker diye bilinen ve Gotham şehri sakinlerini daha önce de dehşete boğmuş bir suç dehası.

‘The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor’ Brendan Fraser ve Jet Li ile sanırım bu kez bol bol Uzakdoğu dövüş sahneleri göreceğimiz bir Mumya filmi olacak.

‘The Incredible Hulk’ bu kez başrolde Edward Norton’un yer aldığı Yeşil Dev maceramız kaldığı yerden devam edecek.

‘Hellboy 2: Golden Army’ ile fantastik macera devam ediyor...

‘Korkunç Bir Film 5’ ile de ünlü korku filmleriyle dalga geçmeye devam edeceğiz.

‘Testere 5’ senaristler seriyi devam ettirmekte kararlı görünüyorlar.

‘Bond 22’ Daniel Craig ile devam ettirilen ve artık “klişe bir seri” haline gelen Bond filmlerinin devamı.

‘Harry Potter ve Melez Prens’ Lord Veldemort’un geçmişi ile ilgili pek çok bilinmeyen ortaya çıkarken bir yandan da Malfoy’un neyin peşinde olduğunu öğrenmeye çalışan Harry’i zor günler bekliyor olacak.

‘Madagascar: The Crate Escape’ çok sevilen ilk animasyondan sonra devamı ile bizleri eğlendirecek.

Unutmadan, Altın Küre sahibi ve Oscar’ın en büyük favorilerinden biri olan ‘Kefaret’, 22 Şubat’ta tekrar gösterime girecek...

Evet kısaca 2008’in değerlendirmesi bu. Görüldüğü gibi 2008 yılının sinema adına 2007’den daha renkli ve iyi olacağı açık. Benim umudum var, 2008’de beklentilerimiz karşılanacak. Sinemaseverler olarak 2008 yılının son günlerinde , belki tekrar bu kritiğe bakarak, geçirdiğimiz senenin değerlendirmesini yapacağız ve inanıyorum ki hiçbirimiz, geçirmiş olacağımız “2008 Sineması” için olumsuz düşüncelere kapılmayacak. Umarım hepimizin beklentileri karşılanır ve kalteli bir “2008 Sineması” geçiririz. Saygılarımla...

Teşekkür: Serkan Murat KIRIKCI