Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

27 Mart 2012

Hayal Perdesi Sinema Dergisi 27. Sayısı Yayınlandı

Derginin vizyon sayfalarında bu sayıda, Zeki Demirkubuz’un merakla beklenen son filmi Yeraltı, Jeff Nichols’ın yönettiği ve Amerikalıların bilinçaltına bastırdığı korkuları açığa çıkaran Sığınak, Lynne Ramsay’in modern kadının annelik dilemmasını ortaya koyan yapımı Kevin Hakkında Konuşmalıyız ve Faruk Aksoy’un çok tartışılan gişe rekortmeni filmi Fetih 1453 yer alıyor.

Derginin kapağında ise, şimdiden bu yılın en çok konuşulan filmleri arasına giren ve Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar isimli kitabından serbest bir uyarlama olan Yeraltı filmiyle ilgili Zeki Demirkubuz’la yapılmış uzun söyleşiye yer veriliyor. İnsanlara eğlence vaat etmiyorum, muğlaklık vaat ediyorum diyerek sinemaya bakışını ortaya koyan Demirkubuz, söyleşide son filminden yola çıkarak, Dostoyevski ve sinema ile olan ilişkisini anlatıyor.

Dergide ayrıca geçtiğimiz senenin en çok konuşulan ve beşer dalda Oscar ödülü kazanan filmleri Artist ve Hugo üzerinden, son yıllarda belirgin bir eğilim olan “nostalji”yi konu alan, Canan Balan’ın kaleme aldığı Zaman Eski Filmlere Nazik Davranmadı başlıklı bir makale de bulunuyor.

11. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’yle ilgili bir değerlendirme yazısı ve 31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek 31. İstanbul Uluslararası Film Festivali’nden film önerileri ve tanıtımlar da Hayal Perdesi’nin 27. sayısında öne çıkıyor.

Türk Sineması Araştırmaları bölümünde 29 Mart 1956 tarihinde vefat eden, “ilk Türk sinemacısı” Fuat Uzkınay anılıyor. Açık Alan bölümünde Barış Saydam’ın Brezilya’daki favela filmleri üzerine yazdığı Favela Filmlerinin Gerçeklik ve Şiddetle İlişkisi başlıklı makale, Cihan Aktaş’ın Gizlice Kitap Okuyan Kadınlar ve Diğerleri isimli yazısı, Keşif bölümde kendine has minimalist üslubuyla “yeni Jarmusch” olarak adlandırılan Fernando Eimbcke ve sineması, Belgesel Odası’nda ise geçtiğimiz !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilen Tahrir 2011 ve Mahşerin Dört Atlısı belgeselleri ele alınıyor.

Kamera Arkasının bu sayıdaki konuğu Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak filminde yapım sorumlusu olan, Yeraltı’nda ise yönetmen yardımcılığı yapan Rezan Yeşilbaş. Neden Film Seyrediyoruz? sorusunu ise bu sayıda Zeynep Gemuhluoğlu sinema ve hayal ilişkisini merkezine alarak yanıtlıyor.

Hayal Perdesi Mart-Nisan 2012 tarihli 27. sayısıyla www.hayalperdesi.net adresinde yayında. 

26 Mart 2012

2012 Jameson Empire Ödülleri Sahiplerini Buldu

En İyi Erkek İlk Performans 
Tom Hiddleston (Thor) 

En İyi Kadın İlk Performans 
Felicity Jones (Like Crazy)

En İyi Komedi
The Inbetweeners Movie

En İyi Korku
Kill List 

Café de Paris En İyi Gerilim
Tinker Tailor Soldier Spy

En İyi Bilim Kurgu / Fantastik
Thor

RealD En İyi 3 Boyutlu
The Adventures Of Tintin: The Secret Of The Unicorn

Jameson En İyi Erkek Oyuncu
Gary Oldman (Tinker Tailor Soldier Spy)

Citroën En İyi Kadın Oyuncu
Olivia Colman (Tyrannosaur) 

En İyi Yönetmen
David Yates (Harry Potter And The Deathly Hallows — Bölüm 2)

En İyi İngiliz Filmi 
Tinker Tailor Soldier Spy

Sky Movies En İyi Film
Harry Potter And The Deathly Hallows — Bölüm 2

22 Mart 2012

Röportaj: Tiyatro Triole ile Türk Sineması Üzerine

İlk oyunları “King Kong’un Kızları” ile başlayan, bu yıl da “Kafalar” adlı oyunlarıyla izleyicileri güldürmeye devam eden Onur Yar, Nazan Diri, Özge Oldaç, Suat Ünal, Tevfik Urgancıoğlu ve Mesut Özkeçeci gibi isimlerden oluşan ‘Tiyatro Triole’ grubuyla birlikteyiz.

Öncelikle ekip nasıl bir araya geldi?
N.D: Herkes birbiriyle yakın arkadaş ve Onur Yar hariç  hepimiz İzmirliyiz, yani birbirimizi önceden tanıyorduk. Ekip sekiz sene önce bir araya geldi. İlk önce King Kong’un kızları ile adım attık. Bu sene yedinci oyunumuzu oynuyoruz.

Peki daha önce oynadığınız oyunları bize sırayla söyleyebilir misiniz?
N.D: Tabi ki. İlk önce King Kong’un kızları, ardından Çetin Ceviz, Abacı Kebeci Sen Neci, Tanrı, Bir Varmış Hep Varmış, Jon d’Arc’ın Öteki Ölümü ve Kafalar.

Peki oyunculuk sizin asıl mesleğiniz mi?
N.D: Bu ekipte sadece üç kişi bu işle uğraşıyor. Ben hukuk bölümü mezunuyum, Onur Yar radyocu mesela.

Oynayacağınız oyunlara nasıl karar veriyorsunuz?
S.Ü: Genelde ekibe göre şekillenir. İlk “Kafalar” çıktığında tam bu ekip değildi. Oyunlar ekibin sayısına göre karar verilmiyor. Zamanında yirmi kişilik oyun verdik, geçen sene üç kişi oyunlar verdiğimiz de oldu.

İleriye yönelik hedefleriniz nelerdir?
N.D: Ayakta kalabilmek, özel tiyatrolara yenilmemek.
O.Y: Her sene bir oyun oynamak.
N.D: Evet, bir de her sene yeni bir oyun oynamak.

Oyunlarınızda hoşça vakit geçirmeyi mi, yoksa  mesaj vermeyi mi hedefliyorsunuz?
N.D: Her ikisi de; ama mesaj vereceğiz diye de ölmüyoruz.

Sizin Türk sinemasına adım atmaktaki düşünceleriniz nelerdir? Bu soruya cevap vermeden önce merak ettiğim bir soru daha var, tiyatro mu sinema mı?
S.Ü: Tiyatro candır. Ama her ikisinin de bizim için ayrı bir yeri var, biri sarışın biri esmer gibi…
N.D: Bence de, Suat’ın sözüne katılıyorum.
M.Ö: Evet, ikisinin de yeri bizim için ayrı; ama Türk sinemasına adım atmaktaki düşüncelerimizi soruyorsan, herkes en az bir sinema filminde oynamak ister. Özellikle gelişen Türk sinemasında.
O.Y: Benim için fark etmez. Ben zaten iki tane filmde oynadım, ikisi de ödül aldı.

Hangi filmlerdi Onur Bey?
O.Y: Bir tanesi “Mutluluk”, bir tanesi de “Bahtı Kara”.

Bugünkü  Türk Sinemasını değerlendirirsek hangi kelimeleri kullanabilirsiniz?
N.D: Ergenlikte.
O.Y: Ticari renkli.
S.Ü: Karışık.
Ö.O: Yükselen.
T.U: Alt metinsiz.

Türk sinemasının yeni dönem oyuncuları hakkında ne düşünüyorsunuz? Örnek verecek olursak, geçtiğimiz sene “Çoğunluk” filmindeki performansı ile Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Bartu Küçükçağlayan gibi.
O.Y: Başarılı oyuncular var. Tiyatro oyuncuları ve sinema oyuncuları daha fazla kullanılıyor. Eskiden manken ya da model kullanırlardı daha çok; ama şimdi tiyatro oyuncuları ve sinema oyuncularına ağırlık veriliyor.
N.D: Yeni dönem oyuncular şanslılar. Şimdi kaynak fazla, daha fazla araştırıp daha fazla okuyorlar. Böylece kendilerini daha da iyi geliştirebiliyorlar.

Eski Dönem ve yeni dönem Türk sinema oyuncularını karşılaştırırsak ortaya nasıl bir tablo çıkar?
T.U: Bence böyle bir karşılaştırma yapmamız pek doğru olmaz; ama eski oyuncularla  yeni oyuncular bir araya gelip daha fazla projede yer alabilirler.
O.Y: Daha önce Nazan’ın da dediği gibi kaynak fazla, bugün kü oyuncular dünyayı  daha rahat takip edebiliyorlar ve o yüzden şanslılar. Eskiden öyle bir durumları yoktu, kaynak kısıtlıydı.
N.D: Eskiye baktığımızda da hem kötü oyuncular hem de iyi oyuncular var. Bu yeni dönem Türk sineması için de geçerli, değişen bir durum yok. Aslında bakarsak eskiden işler daha kolaymış.
M.Ö: Evet. Eskiden filmler daha hızlı çekilirdi, hemen çekilirdi. Örneğin ‘senede bir gün’ şarkısından adamlar “yaz abi” diyorlar, yazdıktan üç beş gün sonra da çekimlere başlıyorlar. O zaman beyazperdede gösterilen Türk filmlerinin bu seneki gösterimlere göre sayısı fazlaydı.
O.Y: Çünkü insanların tek eğlencesi sinemaydı.

Tiyatro oyunlarının sinemalaştırılmasında ki yorumunuz nedir? Örneğin “72. Koğuş” gibi.
M.Ö: 72. Koğuş önce roman olarak dünyamıza girdi. Sonraları tiyatroya uygulanmış bir eser; ama bakıldığı zaman bazı şeyleri tiyatroda vermek zor. Tabi sinemada durum böyle kamera karşısında bazı şeyleri vermek de zor. Bakıldığında tiyatrodan sinemaya değil de, sinemadan tiyatroya çevrilmiş eser çok var.
S.Ü: Her ikisinde de bir reji anlayışı var; ama tiyatronun reji anlayışı kırıldı. Sinemasal anlatım sinemada olduğu gibi tiyatroda da var.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Başarılarınızın devamını dilerim…

Röportajdan sonra “Kafalar” adlı oyunlarını izlemek için yerimi aldım ve gerçekten çok güzel vakit geçirdim. Oyuncuların hepsi birbirinden nazik ve hoşgörülü insanlar. Her Salı günleri saat 21:05’te Old City Comedy Club’da  oyunlarını izleyebilirsiniz. Kaçırmamanızı öneririm. Şimdiden iyi seyirler.

Hazırlayan: Murat Boncuk

Akbank 8. Kısa Film Festivali Sosyal Medyada

Akbank 8. Kısa Film Festivali bu sene sinemaseverlerle yeni bir mecrada bir araya gelmek ve Festival iletişimini güçlendirmek için sosyal medyada yaratıcı projeler hayata geçiriyor. Sosyal medyada yayınlanan kısa film formatında tanıtım filmi ve sosyal medyayı sokağa da taşıyan “Kısa Film Kısa Yorum” projeleri, sanal dünyada büyük ilgi görüyor.

Sosyal medyada duyurular "Bize kısa yeter” adını taşıyan ve kısa film havasında çekilen bir tanıtım filmi ile başladı. Aşağıda izleyebileceğiniz tanıtım filmi farklı mecralarda 350.000’in üzerinde izlenerek büyük ilgi görmeye devam ediyor.

Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin geniş yankı uyandıran bir diğer çalışması ise festival boyunca devam edecek olan “Kısa Film Kısa Yorum” projesi. “Sen yaz, tüm İstiklal okusun!” vurgusuyla twitter üzerinden devam eden projede kullanıcılar, Twitter hesaplarından festival ve festivaldeki filmlerle ilgili yorumlarını #kisaca hashtag’i ile paylaşıyorlar.  Şanslı yorumlar, Akbank Sanat binası üzerinde, Projection Mapping tekniği ile üç boyutlu animasyonlarla İstiklal Caddesi’ndeki  herkes tarafından görülebiliyor.  

Türkiye'nin canlı yayınlı ilk twitter entegrasyonlu Projection Mapping  projesine katılarak yorumlarınızı paylaşmak için Akbank Sanat facebook sayfasında yer alan “Kısa Film Kısa Yorum“(apps.facebook.com/kisafilmkisayorum) uygulamasını ziyaret edebilirsiniz.

Dünya festivallerinden filmlerle Akbank 8. Kısa Film Festivali’nde buluşmak ve detaylı bilgi almak için www.facebook.com/AkbankSanat ya da www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz. 


20 Mart 2012

Delicatessen: Fransız Usulü Bir Post Apokaliptik

Türkçe adıyla “Şarküteri” olan ‘Amelie’ ve ‘Kayıp Nişanlı’ filmleriyle tanıdığımız Jean Pierre Jeunet’in yönettiği bir başyapıttır “Delicatessen”.

Kıyamet sonrası bir dünyada yemek kıtlılığı yaşananılan bir şehirde bir apartman ve onun  altında da bir şarküteri vardır. Bu şarküteride kasap çok kaliteli etler satmaktadır. Yalnız bu kaliteli etin kaynağını ise insan etinden gelmektedir. Eskiden sirkte çalışan ve şarküteriye iş başvurusuna gelen genç adam kasabın yeni kurbanı olacaktır. Genç adamı işe alan kasap onu günlük işlerde çalıştırmaya başlar. Zaman geçtikçe genç adam kaliteli etin kaynağının nerden geldiğini öğrenir, bu sırada da kasabın kızınada aşık olmuştur. Filmin bundan sonrasında ise genç adamın hayatta kalma mücadelesi ve maceraları anlatılır.

Başrollerini Pascal Benezech, Dominique Pinon ve Marie Laure Dougnec’in paylaştığı kara mizah örneği ve her yönüyle çok güzel olan bir film.

Yönetmenin hayal gücünün fevkalade oluşunu bu filmde görmek mümkün. Her filmde rastlayamayacağım muhteşem bir sanat yönetimi gerçekten filme ayrı bir tat katıyor. Sanki yemeğin olmazsa olmaz özel soslarından bir tanesi.

Bir sahnesinde yatak gıcırtısıyla başlayan ses ritminin tüm apartmana yayılması ve herkesin yaptığı eylemleri o ritme uydurması ve oluşan işitsel tat gerçekten güzel.

Filme tat katan bir etken de absürdlüğü ve o absürdlüğün filmi hiçbir şekilde bozmaması.

Oyunculuklar da birbirinden güzel; müziği, kurgusu  sayabileceğim her yönüyle görsel bir şölen.

Şarküteri kült statüsüne gelmiş “kıyamet sonrası yaşanan açlığın insanlar üzerinde ki etkisi” düşüncesini çok güzel yansıtan, hala izlemediyseniz bu yazıyı okuduktan sonra izlemenizi istediğim filmlerden bir tanesi.

4. Altın Bamya Ödülleri Açıklandı

Erkek Karakter Ödülü:
Bahzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm

Kadın karakter Ödülü:
Çınar Ağacı

Senaryo Ödülü:
Kurtlar Vadisi: Filistin

Film Ödülü:
Kaybedenler Kulübü

İzleyici Bamyası:
Kaybedenler Kulübü

Jüri Özel Tek Taşlı Bamya Ödülleri:
Misafir, Ağır Abi ve Günah Keçisi 

Jüri Özel Üç Buçuk Bamya Ödülü:
Kolpaçino: Bomba 

Jüri Özel Cinsiyetçi Dil Bamyası:
Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi

19 Mart 2012

Finisterrae: Sıra Dışı Fantastik

Karşımızda  İf İstanbul’un fantastik filmler kuşağında gösterilen İspanya yapımı bir film Finisterrae. Film Araf’ta bulunan iki hayaletin canlarının sıkılmasıyla birlikte dünyaya dönmesini konu eder.

Konu itibarıyla ve işleniş açısından farklı olan bir film var karşımızda. Film 300.000 Euro gibi düşük bütçesine rağmen fantastiğini çok güzel yansıtmış. Bilgisayar efektleri ve teknolojisinden faydalanılmadan nesnel ve somut öğelerden yola çıkarak yansıtmış. Özellikle sözcükler ormanında bulundukları sahne gerçekten çok zekice ve güzel işlenmiş.

Filmde beyaz çarşaf dışında klasik bir hayalet portresi yok. Onun yerine hastalanan, yorulan, at süren, silah kullanan, balık tutan hayaletler var. Bir özelliği ise temponun hep aynı eşit çizgide ilerlemesi; ne artan bir tempo var ne de yavaşlayan bir tempo.

Ayrıca; filmin müzikleri de kulağa bir hoş geliyor. Mekanlar da iyi seçilmiş doğayla iç içe, nehir kıyısında, ormanda geçen mekanlar içimizi aydınlatıyor.

Farklı bir sinema deneyimi yaşamak isterseniz bu iki hayaletin kısa, absürd, sıra dışı yolculuklarına katılmanızı tavsiye ederim.

17 Mart 2012

Gelibolu: Çanakkale Zaferi’nin Destansı Öyküsü

“Gelibolu” Çanakkale Savaşı’nı anlatan bir Tolga Örnek yapımı belgesel filmidir. Yapımı için 7 ülkede 70’den fazla arşiv gerçek anı ve mektuplardan yola çıkarak siperdeki askerin yaşadıklarını, duygularını anlatıyor.

Gelibolu dışında Atatürk, Hititler, Kurtuluştan  Kurtuluşa Fenerbahçe gibi belgesellere imza atmış ayrıca Kaybedenler Kulübü ve Labirent gibi izleyicilerin dikkatini çeken iki sinema  filminde de imzası  olan Tolga Örnek bu belgeselde Çanakkale Savaşı’nı farklı bir açıdan işlemiş tarafsız olarak ele almıştır; ama filmi tarafsız olarak ele alırken düşman devletin anı ve mektuplarından daha fazla yararlanmıştır ve İngiliz tarihçilere ağırlık verdiğinden filmin bu bakımdan handikabı olabilir. Belki de sadece Türk askerlerinin değil de düşman askerlerinin yaşadıkları hakkında ve onların duyguları, acıları hakkında da bilgi edinmemizi istemiştir.

Filmde canlandırmalara, efektlere, canlandırmalı fotoğraflara yer verilmesi ve görüntü yönetiminin güzel olmasıyla farklı bir boyut kazanmış  daha güzel bir izlenim haline gelmiştir.

Askerlerin cephede yaşadıkları zorlukları, acıları, hayatta kalma mücadelelerini, psikolojilerini öğrendiğimiz zaman cidden etkileniyoruz ve bu savaşın ne kadar zorluklarla acılarla ve kayıplarla kazanıldığını anlıyoruz.

Tolga Örnek  Türk sinemamıza gerçekten izlenebilir eli yüzü düzgün güzel bir belgesel yapmıştır. Bence Türk halkının bu filmi kesinlikle kaçırmaması ve Çanakkale Cephesi’nde yaşanılanları öğrenmesi gerekiyor. 18 Mart Çanakkale şehitlerimizi saygıyla anıyoruz…

Fragman: Dark Shadows

Yönetmen: Tim Burton

Vizyon: 18 Mayıs 2012

1752 yılında küçük oğlu Barnabas ile birlikte Joshua ve Naomi Collins çifti yeni bir hayata başlamak için Liverpool’dan Amerika'ya taşınırlar. Ama koca bir okyanus bile aileyi rahatsız aden gizemli kabustan kaçmak için yeterli değildir. Şehirde 20 yıl geçirir. Fakat Angelique Bouchard’un kalbini kırmışlardır. Angelique Bouchard, Barnabas’ı vampire çevirip mezara hapsetmiştir. İki yüzyıl sonra Barnabas mezarından yanlışlıkla serbest kalmıştır ve gelişmiş 1972 dünyasında tekrardan dirilir.  Tim Burton ve Johnny Depp ikilisinin son projesi olan “Dark Shadows” sinema filminin fragmanını izleyin:

16 Mart 2012

Drama İstanbul Senaryo Atölyesi Çalışmalarına Başlıyor

Drama İstanbul Film Atölyesi, yeni dönem çalışmalarını 7 Nisan’da başlatıyor. Atölye, Haluk Ünal’ın yönetmenliğinde bu dönemde de yazar adaylarına hikayelerini geliştirme, TV ya da sinemaya aktarma olanağı sunacak.

Senaryo yazmak isteyen; bir fikri, bir hikayesi olan yazar adaylarına önce temel tasarım bilgisi sunan, sonra da hikayelerini gelişitirmeleri için ‘yol arkadaşlığı’ yapan Drama İstanbul, yeni dönem atölye çalışmalarını 7 Nisan 2012, Cumartesi günü başlatacak. Drama İstanbul kurucusu, yazar, senarist ve yönetmen Haluk Ünal’ın gerçekleştireceği atölye, tıpkı batıdaki örnekleri gibi Türkiye’deki film ve dizi sektörüne taze kan kazandırmayı amaçlıyor.

Senaryo yazmak isteyen, bir fikri, bir hikayesi olan herkese açık atölye çalışmaları; 8 haftalık Temel Hikaye Tasarımı ve 8 haftalık Senaryo Geliştirme başlıkları altında gerçekleştirilecek. Bu çalışmalar sonucunda seçilen fikirler ve geliştirilen hikayeler, Drama İstanbul’un portfolyosu içinde değerlendirilerek, Türkiye’nin önde gelen yapımcılarına da sunulacak.

Atölyelere katılım için ayrıntılı bilgiye
www.dramaistanbul.com.tr
adresinden ulaşılabilir.

Akbank 8. Kısa Film Festivali Başlıyor

Akbank Kısa Film Festivali, geniş bir kitle tarafından takip edilen kısa filmlerin yapımını özendirmek, uygun koşullarda gösterimini bu yolla izleyiciye ulaşmasını sağlamak, ülke sinemasına katkıda bulunan yeni sinemacıları desteklemek, amatör ya da profesyonel her tür kısa filmi tanıtmak, farklı kültürlerden gelen kısa film örneklerini sunmak, bir festival kültürü içinde kısa filmin tartışılacağı platformu sağlamak, sinemaseverlerin keyifle izleyecekleri bir festival geleneği oluşturmak amacıyla ilk olarak 2004 yılında gerçekleştirildi.

Her geçen yılda biraz daha büyüyen, etkinlik çıtasını biraz daha ileri taşıyan festival gösterimlerin yanısıra sinema öğrencileri ve festival izleyicileri için sinema sektöründeki deneyimli isimlerin birikimlerini aktardığı çeşitli atölye çalışmaları ve söyleşilere sahne olmaktadır. Kurmaca ve belgesel film alanlarına ek "Deneyimler", "Kısadan Uzuna", "Özel Gösterim" ve "Canlandırma Kısalar" bölümlerini programı kapsamında yer veren Festival, her yıl on gün boyunca Akbank Sanat'ta gerçekleşiyor. Festival kapsamında kurmaca ve belgesel film alanlarında yarışmaya evsahipliği yapan Akbank Kısa Film Festivali'nde tüm etkinlikler izleyiciye ücretsiz olarak ulaşıyor.

Akbank Kısa Film Festivali ilk yılından itibaren Akbank Sanat'ta gerçekleşen her Festival sonrasında "Akbank Kısa Film Festivali Üniversitelerde" etkinliği ile, İstanbul ve Anadolu'daki birçok üniversitede Festival'de ödül almış olan filmleri öğrencilerle buluşturmaktadır.

Festival programına BURADAN ulaşabilirsiniz.

İstanbul Film Festivali Önce Okullarda

İstanbul Film Festivali, sinemalardan önce geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da önce okullarda başlıyor. Festival, heyecanını “Festivalden Önce Okullardayız” ile festival başlamadan okullara taşıyor.
Festival kapsamında geçen yıl Akbank Galaları bölümünde gösterilen, usta yönetmen François Ozon’un, başrollerinde Fransız sinemasının usta isimleri Catherine Deneuve ve Gérard Depardieu’nün yer aldığı komedisiPotiche / Kadın İsterse ve Altın Lale Uluslararası Yarışma’da gösterilen, Ola Simonsson ve Johannes Stharne Nilsson’ın Cannes’da Genç Eleştirmenler Ödülü’nü kazanan komedisi Sound of Noise / Yaşamın Ritmi filmleri, İstanbul’daki 13 üniversite ve 2 lisenin öğrencileriyle buluşacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek film gösterimlerinden önce öğrencilere İstanbul Film Festivali programıyla ilgili bilgi de verilecek. "Festivalden Önce Okullardayız", 8 Mart Perşembe günü Robert Kolej’de başlayan gösterimler, 29 Mart Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi’nde sona erecek.

GÖSTERİMLER
8 Mart Perşembe, 15:30 Robert Kolej, MMR2 – RC Potiche
12 Mart Pazartesi, 14:00- 17:00 İstanbul Teknik Üniversitesi, KSB Büyük Salon (Oditoryum) Potiche -Sound Of Noise
13 Mart Salı, 13:00 - 15:00 Kültür Üniversitesi Prof. Dr.Önder Öztunalı Konf. Salonu Potiche - Sound Of Noise
14 Mart Çarşamba ,14:00 - 16:00 Galatasaray Üniversitesi Cep Sineması Potiche - Sound Of Noise
15 Mart Perşembe, 18:00 Koç Üniversitesi Sound Of Noise
16 Mart Cuma, 14:00 - 16:00 İstanbul Üniversitesi (Beyazıt) İletişim Fakültesi Konferans Salonu Potiche - Sound Of Noise
19 Mart Pazartesi 14:00 - 16:00 Maltepe Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Mustafa Necati Konferans Salonu Potiche - Sound Of Noise
20 Mart Salı 13:00 - 15:00 Doğuş Üniversitesi H Blok Tiyatro Salonu Potiche - Sound Of Noise
21 Mart Çarşamba 13.00 - 16:00 Yıldız Teknik Üniversitesi Yıldız Kampüsü Cep Sineması Potiche - Sound Of Noise
22 Mart Perşembe 18:00 - 20:00 Sabancı Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Mustafa Necati Konferans Salonu Potiche - Sound Of Noise
23 Mart Cuma 14:00 - 16:00 Bahçeşehir Üniversitesi Fazıl Say Salonu Potiche - Sound Of Noise
26 Mart Pazartesi 14:00 - 16:00 İstanbul Üniversitesi (Avcılar) İşletme Fakültesi Oditoryumu Potiche - Sound Of Noise
27 Mart Salı 11:00 - 13:00 Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi - Cep Sineması Potiche - Sound Of Noise
28 Mart Çarşamba 13:30 İstanbul Lisesi Asım Kocabıyık Konferans Salonu Potiche
29 Mart Perşembe 16:00 Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi Sound Of Noise

15 Mart 2012

31. İstanbul Film Festivali Başlıyor!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda düzenlenen 31. İstanbul Film Festivali için geri sayım başladı. Otuzuncu yılında 150 bin izleyiciyle yine Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali’nin programı her zaman olduğu gibi bu yıl da dopdolu.

Festival sponsorluğunu bu yıl sekizinci kez AKBANK’ın üstlendiği 31. İstanbul Film Festivali, 31 Mart–15 Nisan tarihlerinde yapılacak. Gösterdiği filmlerin niteliği ve çeşitliliğiyle önder konumunu koruyan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemaseverlere 20’nin üzerinde bölümde 200’ün üzerinde filmden oluşan programının yanı sıra ünlü konuklar, usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri, ustalık sınıfları ve konserlerle dolu dolu iki hafta vaat ediyor.

Her zaman olduğu gibi sinemaseverlere oldukça zengin bir içerik sunacak festival programında bu yıl 2011 ve 2012'nin yeni yapımlarından sinemanın unutulmaz klasiklerine ve usta yönetmenlerinin başyapıtlarına seçmeler, Ocak ayında Sundance ve Şubat’ta Berlin’de dünya prömiyerlerini yapan filmlerden, Uluslararası Altın Lale, Ulusal Altın Lale ve FACE İnsan Hakları yarışmalarına, belgesellerden çocuk filmlerine uzanan geniş bir yelpazede filmler izleyicilerle buluşacak. Festivalde, İKSV’nin 40. yılı için hazırlanan “Sinema ve Müzik” başlıklı bölümün yanı sıra “Devrimin Filmini Çekmek”, “Yunanistan’da Neler Oluyor?”, “Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia”, “Aile İçinde” gibi yeni bölümler ve Mark Cousins’in The Story of Film: An Odyssey  / Filmin Hikayesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk adlı 15 saatlik filminin özel gösterimi dikkat çekiyor.

İstanbul Film Festivali biletleri 17 Mart Cumartesi günü saat 10.00'da satışa çıkıyor. Sinemaseverler biletlerini Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City's) ve Kadıköy’de Rexx sinemalarında açılacak gişelerden, Biletix satış noktalarından, Biletix çağrı merkezinden (0216 556 98 00) ve biletix.com'dan satın alabilecek.

Festivalde bilet fiyatları, tam 15 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için 9 TL olacak. Festivalde hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli fiyat uygulaması bu yıl da devam edecek; hafta içi gündüz seansları yalnızca 5 TL.

Lale Kart sahipleri her zaman olduğu gibi yine biletlerini öncelikli ve indirimli almaya devam ediyor. Üniversite ve lise öğrencileri için hazırlanan PasoFilm! kartı bu yıl da festival boyunca özel avantajlar sağlamaya devam edecek. Festival Sponsoru AKBANK’ın Axess kart sahipleri ise (hafta içi gündüz seansları hariç) Festival boyunca satın alacakları biletlerde %20 özel indirimden yararlanacak.

Festivalin gösterimleri geçen yıl olduğu gibi Beyoğlu’nda Atlas, Fitaş 1 ve 4, Beyoğlu, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda CityLife (City’s) ve Kadıköy’de Rexx olmak üzere 7 salonda yapılacak.

Filmlerin gösterim saatler: 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Festivalin büyük ilgi gören Geceyarısı Sineması gösterileri bu yıl da sürüyor. Festival süresince her cumartesi gecesi 24.00’te bir film izleyicilere sunulacak.

31. İstanbul Film Festivali, 30 Mart Cuma gecesi Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda düzenlenecek Açılış Töreni’yle başlıyor.  NTV’den canlı yayınlanacak törenin ardından, festivalin Sinema Onur Ödülü’nü almak üzere İstanbul’a gelecek Terence Davies’in The Deep Blue Sea / Aşkın Karanlık Yüzü filmiyle, festival resmen başlayacak.

Altın Laleler ve İstanbul Film Festivali’nin diğer ödülleri ise sahiplerini 14 Nisan Cumartesi gecesi CNN Türk’ten canlı yayınlanacak, Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek kapanış töreninde bulacak.

13 Mart 2012

Zoom Aktrist: Octavia Spencer

Başarının Yeni İsmi
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü alırken sahneye çıktığında, herkes “ben onu bir yerden tanıyorum” diye geçiriyor aklından; ama diyeceksiniz ki “işte The Help filminde oynayan var ya o”. Hayır ben ondan öncesini  bahsediyorum,  bu heykelciyi kaldırmadan önce adım adım ilerlerken, zafere ulaşmadan öncekinden bahsediyorum.

Onu ilk önce Spider Man (Örümcek Adam) filminde Peter Parker’ın güreş maçına  kaydolduğu zamanki görevli kız olarak izledim. Daha sonraları bir çok filmde ve dizide oynamaya başladı. Aslında herkesin hemen hemen hatırlayacağı filmlerde oynadı. Sam Raimi’nin Drag  Me To Hell (Kara Büyü), S.W.A.T (Özel Tim), Spike Jonze‘nin yönettiği Being John Malkovich (John Malkovich Olmak), Gabriele Muccino’nun yönettiği Seven Pounds (Yedi Yaşam) filmlerinde de boy göstermiştir.

Oyunculuğa  A Time to Kill (Öldürme Zamanı) filmiyle başlayan oyuncu, yedi çocuklu ailenin altıncısıydı ve annesi bir hizmetçi olarak çalıştı. 1998 yılında Jefferson Davis Lisesi'nden mezun oldu ve Auburn Üniversitesi Liberal Sanatlar alanında lisans derecesi aldı.

The Help filmine kadar birçok film ve dizide rol almasına rağmen izleyicilerin belki de çok fazla dikkatini çekmemiştir; ama o azimle çalışmasını sürdürdü ve en sonunda o gün geldi. 84. Oscar Ödül Töreni’nde “The Help” filmiyle gösterdiği muhteşem performanstan dolayı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

O heykelciyi eline aldığında onun kadar biz de duygulandık. O ödülü alırken ki mutluluk gözyaşları sevinçli, heyecanlı ve sempatik tavırları bizi derinden etkiledi.

İşte Örümcek Adam filmindeki görevli kız şuan ödülünü almış, yeni projeleri üzerinde çalışıyor ve azimle ilerlemeye devam ediyor. Octavia Spencer’a başarılarının devamını diliyoruz.

10 Mart 2012

Fetih 1453 ve Türk Sineması

Şimdi size bahsedeceğim film Türk halkının ilgisini çeken ve sinemaları akın akın izleyiciyle dolduran bir yapım olan “Fetih 1453” filmi. Türk halkının filme bu kadar ilgi göstermesi normal çünkü ilk defa tarihimizi konu alan ve bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan destansı bir olaydan bahsediliyor.

Filmin konusuna gelince, üstte belirttiğim gibi 1453’te İstanbul’un fethedilişi ve o fetih sırasında yaşanan tarihi olaylar bize sunuluyor.

Peki film olmuş mu diye sorarsınız  cevabım  ne yazık ki olmamış. Çünkü filmde bir çok eksiklik var. Tamam bir emek harcanmış hatta ciddi paralar harcanmış. Ama bazı atlanılan noktalar var. Bunlardan en önemlisi de senaryo. Filmdeki eksikleri, senaryodaki eksikliği fark edebiliyorsunuz. Bir de diyaloglar çok basit ve yapay. Oyunculuklar Ulubatlı Hasan (İbrahim Çelikkol) haricinde doğal değil. Özellikle Fatih karakterini oynayan Devrim Evin bir padişah görüntüsü yansıtamıyor bize.

Hikayede derinlik yok, olaylar daha da derin anlatabilirlerdi bu destansı  savaşta. Efektler çok yapay duruyor, bazı sahnelerde gereksiz yere görsel efekt kullanmışlar. Örneğin Fatih’in CGI’dan yapılma bir yaban domuzunu vurması  bence çok gereksiz bir sahneydi. Ayıca, bir sahnede uçan bir kartalı yakın planda alması doğru değil, zaten yapay olan efektler ve yakın sekansta tutulduğu zaman  doğallığını kaybediyor.

Filmde yapılan savaş sahneleri güzeldi. Ses ve görüntüde de teknik bir sıkıntı yok. Savaş sahneleri üzerinde cidden çalışılmış. Zaten filmde figüranların yorgunluğunu hissedebilirsiniz. Bir savaş sahnesinde figüranların ağır ve temposuz bir şekilde kılıç sallaması göze batan hatalardan biri. Bir de kostümler sanki ilkokul çocuklarına gösteri hazırlıyorlar gibi.

Filmde savaş sahnelerinin güzel olması o filmin eksikliğini kapatmaz. Bize bu destansı savaşın ruhunu gerçekten yansıtması gerekir. Bir de filmde mehter marşı yok. Hollywood filmlerini andıran epik film müzikleri var. Filmin asıl ruhunu koymamışlar ortaya. Tamam mehter takımı o dönemde yok ama yine de bir mehter müziği koyulabilirdi, bunda bir sakınca yok.

Bence Türk sineması bu tarz filmleri çekmeye hazır konuma gelmemiş. Türk sinemasını kötülemiyorum, gayet güzel filmler çekiliyor ve yeni dönem sinemacılarımız da iyi; ama böyle bir filmi çekmek için daha fazla masraf, konunun da daha derin araştırılması gerekir. Bir de gerçekten çok iyi bir yönetmenin elinden geçmesi gerekir. Faruk Aksoy’u kötülemiyorum ama bu filmi ondan daha iyi çekecek  yönetmenler Türkiye’de var.

Kendi tarihimize yakışır ve o epik duyguyu hissetmek için bunlar şart. Yine de film Türk halkının bir çoğunu tatmin edecek ve sevilecektir. Eksikliklere rağmen emeğe saygı diyorum, iyi seyirler diliyorum.

9 Mart 2012

Down By Law: Güzel Bir Siyah-Beyaz Deneyim

Renkli film çağı döneminde çekilen insanın yüzünde bir tebessüm yaratan bir Jim Jarmusch filmi.

Birbirinden farklı karakterler olan Zack, Jack, Roberto  hapishanede aynı hücrede kalırlar. Roberto’nun neşeli ve diğerlerinden farklı hali ilk başta diğerlerinin sinirini bozar ama daha sonra birbirlerine alışırlar.

Hapisten kaçmak isteyen ikili Zack ve Jack, Roberto’nun yardım etmesiyle hapisten kaçarlar ve eğlenceli, komik, hoş bir macera başlar.

Down by Law filminin asıl amacı bir hapishaneden kaçış hikayesi değil de o malzemeyi kullanarak güzel sıcak bir komedi filmi yapmak.

İngilizce öğrenmeye çalışan bir İtalyan’ı canlandıran Roberto Beginni’nin performansı harika. Film Tom Waits’in Jouckey Full of Bourbon şarkısıyla çok güzel bir açılış yapıyor.

Başlangıçta bize Zack ve Jack’in hayatlarından ufak bir özet geçiyor. Tabi Jack’in hayatına daha ayrıntıyla girilmiş. Seçilen mekanlar filmde ayrı estetik barındırıyor.

Filmin süresi biraz daha uzun olabilirdi ama onun yerine yönetmen kısa ve öz bir tutum sergilemiş. Daha çok karakterler üzerine yoğunlaşan sıcak, görünüm olarak siyah beyaz ama duygu olarak renkli, karakterler arasındaki konuşmalarla daha da güzel hale gelen bir film.

Siyah-beyaz döneme yolculuk yapmak isterseniz kaçırmanızı istemediğim filmlerden bir tanesi.

7 Mart 2012

Fragman: Buz Devri 4 - Continental Drift

Yönetmen: Steve Martino, Michael Thurmeier

Vizyon: 04 Temmuz 2012

Ünlü animasyon filmi serisi Buz Devri, 4. filmi Continental Drift ile bu yaz vizyona girmeye hazırlanıyor. Kahramanlarımız bu macerasında kıtalar arası amansız bir serüvene koyulacak.

Buz Devri 4 (Ice Age 4: Continental Drift) animasyon filminin sinema fragmanını izleyin:

4 Mart 2012

Sessiz Sinemanın Kralı Charlie Chaplin ve Modern Zamanlar

Şu sıralar “The Artist” ile sessiz sinemaya yeniden adım atmış bulunmaktayız. Şimdi ise sizi sessiz sinemanın köklerine yolculuk yapalım.

Modern Zamanlar Charlie Chaplin’in son sessiz filmidir. İçinde ses efektleri olsa da bu film sessiz filmdir. Charlie Chaplin yarattığı Şarlo tiplemesiyle son macerasına çıkıyor.

Film, sanayileşmenin insanlar üzerinde yarattığı kötü sonuçları, zaman geçtikce makinenin esiri oluşumuzu ve kriz döneminde burjuva insanlarının sert hayat koşullarına rağmen ayakta durmalarını konu alır.

Filmden kısaca bahsedecek olursak Amerika’da 1930 ekonomik buhran döneminde bir fabrikada köle gibi çalıştırılan işçinin (Charlie Chaplin)  bu ağır tempoya dayanamayıp delirir. Bu sırada fabrika “otomatik yemek yedirme” makinesinde kobay olur. Bu yaşanandan sonra ve makine gibi çalışan işçimiz kafayı sıyırır ve patronları onu iyileşir umuduyla tımarhaneye gönderir. Oradan çıktıktan sonra kahramanımız eline tesadüfen aldığı bir bayrakla komünist zannedilip hapse atılır. Hapse girdikten sonra burada toplu bir firarı engeller ve ödül olarak serbest bırakılır ama o hapishaneden çıkmak istemez, hapishanede karnı doyduğundan ve aç kalmadığından dolayı mutludur. Hapisten çıktığında ise zor günler onu beklemektedir. Daha sonra  sokakta babası bir grevde öldürülen genç bir kız (Paulette Goddard) ile tanışır ve birlikte  bu ekonomik krizde yaşama mücadelesi verirler ve türlü serüvenlere atılırlar.

Charlie Chaplin filmi hem yazıp hem yönetip hem de başrolü üstlenmiştir. Hatta filmin müziklerini de  kendisi bestelemiştir. Bir sahnesinde restoranda şarkı söylemiştir. Bu sahnede Chaplin’in gerçek sesini duyabilirsiniz.

Film 1,5 milyon dolarlık bütçeyle çekilmiştir, ama filmde elde edilen hasılat 1 milyon dolardır. Film komünistliği desteklediği gerekçesiyle Amerika’da, Almanya’da ve İtalya’da yasaklanmıştır. Yasaklanmayan diğer ülkelerde ise beğeniyle karşılanmıştır. Chaplin bu filmden sonra ülkesinden kovulmuştur ama daha sonra tekrar geri dönmüştür.

Chaplin geleceği  görebilen bir sanatçı ve yaptığı filmlerle dünya sinemasına ismini baş harflerle yazdırmıştır. Film Chaplin’in muhteşem performansıyla bize hem gülmeyi hatırlatıyor hem de mesaj veriyor. Devlet sistemini ve kapitalizme ciddi bir şekilde eleştiriyor. Endüstrileşmenin insanları köleleştirdiğini mizahi bir biçimde bize aktarıyor.

Filmin sonuna geldiğimizde ise söylediği “Neşelen biraz asla ölümden bahsetme başaracağız” repliği belki sinema tarihinin unutulmaz replikleridir ve bu sözle bize ne olursa olsun asla umudumuzu yitirmememizi söylüyor.

Gülmeyi hatırlatan, neşelendiren, Şarlo tiplemesiyle gönlümüzde taht kuran Charlie Chaplin’in bu ölümsüz şaheserine 87 dakikanızı ayırabileceğinizi ümit ediyorum.