Ara Verdik

Sinemayadair.com web hosting problemleri sebebiyle uzun bir süre yayınlarına ara vermek zorunda kalmıştı. Bu durumdan dolayı tüm Sinemayadair.com takipçilerinden özür diliyoruz.

Hosting problemlerinin giderilmesiyle birlikte, Sinemayadair.com yeni yüzüyle ve öncekinden daha dolu, güncel ve zengin sinemaya dair içeriklerle pek yakında yayında olacak...

Bu süre boyunca Sinemayadair.com'u sosyal medyadan takip edebilirsiniz:

31 Mart 2008

Yeşilçam Ödülleri

En İyi Film: Mutluluk
En İyi Yönetmen: Fatih Akın
En İyi Kadın Oyuncu: Özgü Namal
En İyi Erkek Oyuncu: Şener Şen
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Nursel Köse
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tuncel Kurtiz
En İyi Senaryo: Fatih Akın (Yaşamın Kıyısında)
En İyi Müzik: Zülfü Livaneli (Mutluluk)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Mirsad Heroviç (Mutluluk)

Gecede, “Digitürk Genç Yetenek Ödülü”nü “Yumurta” filmindeki rolüyle Saadet Işıl Aksoy, “Turkcell İlk Film Ödülü”nü ise “Beyaz Melek” filminin yönetmeni Mahsun Kırmızıgül aldı.

30 Mart 2008

‘Sex and the City’ Röportajı

- Sex and the City: The Movie”de hem oyuncu, hem de yapımcı olarak çalıştınız. Yapımcılığın en büyük ödülleri ve zorlukları sizce nelerdir?

Sarah Jessica Parker: Yapımcılıkta benim hoşuma giden çok fazla şey var. Öncelikle işbirliğini ve ekip çalışmasını seviyorum. Başkaları için sorumluluk almayı ve başkalarına karşı sorumlu olma duygusunu seviyorum. Bu filmin krizlerin ve yeni başlangıçların filmi olduğunu belki bilirsiniz, belki bilmezsiniz. Filmin yapımı boyunca defalarca dağılındı ve tekrar bir araya gelindi. Bu filmin yapılmış olmasının benim için çok büyük anlamı var.

-Çok klişe bir soru olacak ama, yönetmenliğe de el atmayı hiç düşündünüz mü?

Sarah Jessica Parker: Dizinin belki bir bölümünü yönetebilirim şeklinde düşündüğüm bir dönem olmuştu ama sonradan bir şekilde gerçekleşmedi. Oyuncuları yönetmenin gerçek bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de yönetmenliğe pek bulaşmak istemiyorum.

-Gelecekte başka bir uzun soluklu televizyon rolü düşünüyor musunuz?

Sarah Jessica Parker: Televizyon dizilerinin gerektirdiği uzun vadeli çalışma düzenine yeniden geri döneceğimi pek sanmıyorum. “Sex and the City” dizisinde kazandığım deneyimi hiçbir şeye değişmem ama bir bebeğim var. Zaten televizyon dizisini bırakma sebeplerimden en önemlisi, anneliğe zaman ayırma ihtiyacıydı. Diziyi seviyordum ama bir yandan da oğlumun bana en çok ihtiyacı olduğu yaşta onu günde 18 saat yalnız bırakmak istemiyordum. “Sex and the City”de çalışmaktan çok mutluydum ama o diziyi çocuğum için bıraktım

- Şu anda herhangi bir filmde oynuyor musunuz?

Sarah Jessica Parker: Hayır. “Sex and the City: The Movie”nin post prodüksiyon çalışmasının tam ortasındayım. Hala her gün yapmam gereken çok iş var. Filmin gösterim tarihi olan 30 Mayıs’a kadar da çok işim olacak. HBO kanalı için iş yapan bir yapım şirketim var. Yazarlar grevi artık bittiğine göre işlerimin başına geri dönebilirim demektir.

Juno: Eğlenceli Bir Ergenlik Hikayesi

Blog yazarlığından senaryo yazarlığına geçiş yapan Diablo Cody’nin yarattığı “Juno”, geçmişteki ergenlik çağı karakterlerinin hiçbirine benzemeyen, çok özgün bir karakter olarak çıkıyor karşımıza.

Açık sözlü, esprili, canayakın, şirin ama bir o kadar da kendine güvenen bir kız Juno. Bekaretini kaybetmesiyle ilgili detayları arkadaşı Leah ile paylaşırken veya hamileliğiyle ilgili haberi ailesine verirken, inanılmaz dürüst ve keskin dilli olması dikkat çekiyor.

Filmin cazibe merkezlerinin en önemlisini Juno ve arkadaşlarının seks ve ilişkiler üzerine yaptığı samimi ve eğlenceli diyaloglar oluşturuyor. Ancak Juno karakterinde sürekli seks üzerine konuşmasının yanı sıra, ergenlik dönemine özgü başka özellikler de var. Hatta bunlar çoğu zaman hamileliğinin de önüne geçiyor. Juno, çok iyi yazılmış bir genç kız karakteri.

Senaryoların beyazperdeye başarılı bir şekilde aktarılmasında oyuncu kadrosu daima hayati önem taşıyan bir unsur olmuştur. Yönetmen Jason Reitman da, filme adını veren Juno karakteri için Ellen Page’i düşünmekle doğru bir karar vermiş.

Bağımsız film izleyicilerinin yakından tanıdığı Ellen Page, özellikle “Hard Candy” adlı filminde, internette chat yaparak tanıştıktan sonra, elini kolunu bağladığı bir adama yapmadığını bırakmayan ergenlik çağındaki genç kız rolünde başarılı performansıyla göz doldurmuştu. Daha büyük zorluklar gerektiren 'Juno' rolü için de son derece doğru bir tercih olduğu görülüyor.

Filmin başlangıç sahnesinde, Juno’yu dalgın dalgın yürürken görüyoruz. "Juno’nun intihara kalkışmak üzere gibi göründüğü o sahnenin, bir komedi filminin başlangıcında ne işi var" diye içinden geçiriyor insan. Ancak bir anda herşey değişiyor ve Juno filmin devamına damgasını vuran kararlar veriyor. İpin ucundaki bir kızken, bir anda insanları güldüren bir kıza dönüşüyor genç kahramanımız.

“Juno”nun önemli unsurlarından biri de müziği. Filme damgasını vuran müzikleri yaratmak için Jason Reitman ile Ellen Page arasında uzun süren bir işbirliği süreci yaşanmış. Juno karakterinin yaşam tarzını şekillendiren müzikler bu işbirliği sayesinde ortaya çıkmış olmalı.

“Juno”ya çeşitli açılardan bakabilirsiniz. Hayatı ve çocuk doğurmayı kutsayan bir film olarak görebilirsiniz. Başka birileri çıkıp, "özgür bir kızın özgürlüğünü sürdürebilmek için bebeğinden kurtulmaya çalışması" olarak algılayabilir. Daha farklı açıdan bakıp, olgunlaşma konusunu temel alan farklı bir aşk hikayesi olarak da görebilirsiniz. Filmin öyküsü ve karakterleri, sadece bir “ergenlik” filmi olmaktan çok daha öteye gidiyor. Sevgi, özgürlük ve evlilik gibi kavramları sorgulayarak, hayatımıza yepyeni anlamlar ekliyor.


Sinemalar com
21 Mart 2008

İhtiyarlara Yer Yok, Oscar’a Yer Çok!

‘En iyi film’, ‘en iyi yönetmen’, ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ ve ‘en iyi uyarlama senaryo’ dallarında Oscar kazanan “İhtiyarlara Yer Yok / No Country For Old Men”, Cormac McCarthy’nin 2003 yılında yayınlanan ve büyük başarı kazanan aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlandı.


Cormac McCarthy’nin yarattığı karmaşık karakterler ve sembolik temalar, eserde öylesine geniş kapsamlıydı ki, kitap sayfalarının gücünü çarpıcı görüntülere ve ilginç diyaloglara dönüştürecek yönetmenin de en az McCarthy kadar zengin bir hayal gücüne ve dehaya sahip olması gerekiyordu.

CormacMcCarthy’nin kaleme aldığı karakterlerin gizemli zekasını ve ruh hallerini beyazperdeye aktarmak için Amerikan sinemasının iki gözde yönetmeni Joel ve Ethan Coen kardeşlerden daha iyisi hayal edilemezdi.

Yönetmenliğe kara mizah klasiği “Blood Simple” ile başlayan, ardından “Raising Arizona”, “Miller’s Crossing”, “Barton Fink”, Oscar ödüllü “Fargo”, “The Man Who Wasn’t There” ve “O Brother Where Art Thou?” gibi en yaratıcı sinema ürünlerini hayata geçiren Joel ve Ethan Coen, “No Country For Old Men”de kendilerine özgü karmaşık, detaylara önem veren ve kimi zaman mizah yüklü bakış açılarını esere yansıtıyorlar. Sonuç ise, karşı konulması mümkün olmayan, hipnotize edici ve aksiyon yüklü bir sinema filmi başyapıtı oluyor.

Hikayenin odak noktasında ters giden bir uyuşturucu ticaretinden geriye kalan milyonlarca doları tesadüfen bulan Llewelyn Moss ile onun peşine düşen birbirinden farklı kişilikte iki adam bulunuyor. Bunlardan birisi psikopat ruhlu katil Chigurh, diğeri ise kasabanın son derece iyi ahlaklı ve temiz yürekli şerifi Bell. Yönetmen koltuğunu paylaşan Coen kardeşler, bu üç karakter arasındaki etkileşimin boyutlarını vurgulamayı oldukça iyi başarıyor.

Şeytana uyma, baştan çıkma, hayatta kalma, gözden çıkarma ve feda etme gibi kavramları öne çıkaran filmin hikayesine bir tutam sevgi ve umut ışığı gibi pozitif öğeler de eklenmiş. Ancak öykü kesinlikle bir “kara mizah” ve oldukça şiddet yüklü ve kanlı sahneler içeriyor. Bu nedenle “No Country For Old Men”in Coen kardeşlerin bugüne kadar yaptığı en şiddet dolu film olduğunu söyleyebiliriz.

Filmin en dikkat çekici özelliklerinden biri de, uyuşturucu dünyasının acımasız ruhunu temsil eden psikopat katil Chigurh rolünde izlediğimiz İspanyol asıllı aktör Javier Bardem’in alkış toplayan performansı. Başarılı performansı ile “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ına layık görülen Bardem, filme nitelik kazandıran diğer bir unsur.

Hikayenin odak noktasında, uluslararası uyuştucu ticaretinin yol açtığı kanunsuzluk ortamında, doğru ile yanlış arasında kararsız kalan karakterlerin yer aldığı “No Country For Old Men”, sadece insani dram boyutuyla değil, mizahi boyutuyla da ele alınabilecek bir çalışma.


Sinemalar com
07 Mart 2008

29 Mart 2008

İstanbul Film Festivali Başlıyor!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda düzenlenen 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 5–20 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek.

Geçtiğimiz yıl 170.000 izleyiciyle rekor kıran Uluslararası İstanbul Film Festivali programında bu yıl, 2007 ve 2008'in en yeni, en çok konuşulan yapıtlarının yanında, unutulmaz klasik filmler ve sinema tarihinin usta yönetmenlerinin başyapıtlarından seçmeler içeren 20'yi aşkın bölümde 200 film yer alıyor. Festivalde her yıl olduğu gibi ünlü konuklar, usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri, sergiler, partiler, konserler ve birçok ilginç yan etkinlik gerçekleşecek.

27. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 4 Nisan Cuma akşamı Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda yapılacak bir Açılış Töreni ile başlayacak.

Film Listesi


Çizelge

Biletler Satışta!

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Warner Bros. Pictures, J. K. Rowling’in son kitabı “Harry Potter ve Ölüm Yadigarları”nın sinema uyarlamasını iki bölüm halinde çekeceğini açıkladı. Açıklama, Warner Bros. Pictures Group’un başkanı Jeff Robinov tarafından yapıldı.


Robinov, ayrıca, “Harry Potter and the Deathly Hallows/ Harry Potter ve Ölüm Yadigarları”nı, daha önce 2007 yazının hiti “Harry Potter and the Order of the Phoenix/ Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı”nı ve şu günlerde de “Harry Potter and the Half-Blood Prince/ Harry Potter ve Melez Prens”i yöneten David Yates’in yöneteceğini belirtti. Böylece, Yates ikiden fazla Harry Potter filmi yöneten ilk yönetmen olacak.

“Harry Potter ve Ölüm Yadigarları”nın birinci bölümü 2010 sonunda, ikinci bölümü ise 2011 yazında gösterime girecek.

16 Mart 2008

SİYAD Ödülleri

SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) 40. Türk Sineması Ödülleri, Maslak Tim Show Center'da yapılan törenle sahiplerini buldu. Gecede "Yumurta", En İyi Film başta olmak üzere 8 dalda ödül kazandı.

Derya Alabora "Adem'in Trenleri"ndeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, İlyas Salman "Sis ve Gece"deki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Zülfü Livaneli ise "Mutluluk"la En İyi Müzik ödülünü aldı.

Ödüllerin tam listesi şöyle:

- En iyi film: Yumurta
- En iyi yönetim: Semih Kaplanoğlu (Yumurta)
- Mahmut Tali Öngören en iyi senaryo: Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal (Yumurta)
- Cahide Sonku en iyi kadın oyuncu performansı: Saadet Işıl Aksoy (Yumurta)
- En iyi erkek oyuncu performansı: Nejat İşler (Yumurta)
- En iyi yardımcı kadın oyuncu performansı: Derya Alabora (Adem'in Trenleri)
- En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı: İlyas Salman (Sis ve Gece)
- En iyi görüntü yönetmeni: Özgür Eken (Yumurta)
- En iyi müzik: Zülfü Livaneli (Mutluluk)
- En iyi sanat yönetmeni: Naz Erayda (Yumurta)
- En iyi kurgu: Ayhan Ergürsel, Suzan Hande Güneri, Semih Kaplanoğlu (Yumurta)

Törende ayrıca Kadir İnanır, Müjde Ar ve Safa Önal'a Onur Ödülleri, Üstün Karabol'a ise Emek Ödülü verildi. Umut Veren Sanatçı ödülünün sahibi Melis Birkan oldu.

80. Oscar Ödülleri

En iyi film: No Country for Old Men
En iyi yönetmenr: The Coen Brothers - No Country for Old Men
En iyi erkek oyuncu: Daniel Day-Lewis - There Will Be Blood

En iyi kadın oyuncu: Marion Cotillard - La Vie En Rose
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Javier Bardem - No Country for Old Men
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Tilda Swinton - Michael Clayton
En iyi özgün senaryo: Diablo Cody - Juno
En iyi uyarlama senaryo: Joel and Ethan Coen - No Country for Old Men
En iyi yabancı film: The Counterfeiters - Avusturya
En iyi animasyon: Ratatouille
En iyi kısa metrajlı animasyon film : Peter and the Wolf
En iyi kısa metrajlı belgesel film: Freeheld
En iyi uzun metrajlı belgesel film: Taxi to the Dark Side
En iyi sanat yönetmeni: Sweeney Todd
En iyi görüntü yönetmeni: Robert Elswit (There Will Be Blood)
En iyi kostüm: Alexandra Byrne (Elizabeth: The Golden Age)
En iyi makyaj: Didier Lavergne ve Jan Archibald (La Vie en Rose)
En iyi şarkı: “Falling Slowly” - Once, Glen Hansard ve Marketa Irglova
En iyi görsel efekt: The Golden Compass
En iyi özgün müzik : Dario Marianelli (Atonement)
En iyi kurgu: The Bourne Ultimatum
En iyi kısa metrajlı film : Live Action Short: Le Mozart Des Pickpockets
En iyi ses kurgusu : The Bourne Ultimatum
En iyi ses miksajı: The Bourne Ultimatum